Kayıtlar

SAAT ZAMANI ,ZAMAN KİMİN NE OLDUĞUNU GÖSTERİR

Resim
  Duvara asılı bir saat düşünün... Her gün aynı şeyi yapar. Tik tak... Tik tak... Kimseye kızmaz, kimseyi yargılamaz, kimseyi övmez. Sadece zamanı gösterir. Ama zaman öyle midir? Zaman sadece geçmez. Aynı zamanda insanların içini de ortaya çıkarır. Bir insanın gerçek yüzünü çoğu zaman ilk tanıştığınız gün değil, yıllar sonra görürsünüz. Çünkü bazı şeyleri sözler değil, zaman ispatlar. Vefa gibi... İnsanlık gibi... Dostluk gibi... Kardeşlik gibi .. Birlikte gülmek kolaydır. İyi günlerde herkes yanınızdadır. Asıl mesele, hayatın zor virajlarında kimin elinizi bırakmadığıdır. Yıllar geçtikçe insan şunu fark ediyor. Hayatta en değerli şeyin para olmadığını... En değerli şeyin makam olmadığını... En değerli şeyin biriktirdiğimiz insanlar olduğunu... Bugün etrafımıza baktığımızda ne kadar üzücü manzaralar görüyoruz. Bir tarla için yıllarca konuşmayan kardeşler... Bir ev yüzünden birbirine yabancılaşan aileler... Miras davası uğruna çocukluk anılarını tek kalemde silen insanlar... Oysa ha...

HAYAT BOŞLUK SEVMEZ

Resim
İçindeki boşlukları sen yeni kararlarla ve dönüşümle doldurmazsan, hayat onları kendi zalim senaryolarıyla doldurur. Kaçtığın her gerçek, hayatını biraz daha zorlaştırır. Başımıza gelen hiçbir şey tesadüf değil; hepsi bizi kendi kaynağımıza, asıl sorunumuza götürmek isteyen birer rehber gibi ..Yaşadığın acılar , krizler, aslında bu dünyaya ve kendine olan bakışını sonsuza dek değiştirmen için bir kırılma noktasıdır. ​Stefano D’Anna’nın Tanrılar Okulu kitabını okurken tam da bu felsefeye paralel, okuduğumda zihnimde "Evet, kesinlikle böyle!" dedirten sarsıcı bir düşünceye denk gelmiştim. Kitap, dışarıda gördüğümüz her şeyin iç dünyamızın bir yansıması olduğunu ve biz kendimizi değiştirmedikçe hayatın bizi  öğretene kadar sarsmaya devam edeceğini anlatıyordu. ​Hayat, kendi içimizde bıraktığımız hiçbir boşluğu cezasız bırakmaz. Eğer biz kendimizi yenilemek, düşüncelerimizi ve adımlarımızı değiştirmek için o boşlukları cesaretle doldurmazsak; yaşam onları kendi sert kurallarıyla...

HERKESİN HİKAYESİ AYRI..

Resim
Herkesin hikayesi ayrı, herkesin ayrılığı başka, herkesin özlediği başka, aradığı başka, bulduğu bambaşka… ​Şöyle arkaya yaslanıp bu cümleyi bir iki saniye sindirmeyi denediğinizde, içinizde bir yerlerde bir tel titriyor, değil mi? İnsanda hafif bir "Ben bunu niye daha önce böyle kelimeye dökemedim, ne kadar hoş ve yalın bir düşünce" hissi uyandırıyor. Haklısınız, çünkü bazen en büyük hakikatler, en cafcaflı felsefe kitaplarında değil, hayatın tam kalbinden süzülen böyle duru cümlelerde saklıdır. ​Gelin, bugün kahvelerimizi tazeleyelim ve bu cümlenin bizim için açtığı o kocaman kapıdan içeri birlikte girelim. Biraz dertleşelim, biraz gülümseyelim ama en çok da kendimize dışarıdan bakmayı deneyelim. ​Herkes kendi sahnesinin başrolünde aslında.. ​Şu hayatta hepimiz muazzam bir bütçe ve prodüksiyonla çekilen, ama vizyona sadece tek bir kişinin girdiği o tuhaf filmlerin başrolündeyiz. Yan roller, figüranlar, arada dekoru,figüranı  değişenler gelip geçiyor hayatımızdan ama sen...

BOTANİK BİR ROMANTİZM FACİASI

Resim
Gençler, toplanın; bugün edebiyat dersimiz botanik bahçesinde geçiyor. Sözlüğe bakmışsınız, "Aşk" kelimesinin kökeninin "sarmaşık" (aşeka) olduğunu görmüşsünüz. Sonra da o meşhur, ciğer yakan, melankolik tanım düşmüş kalbinize .. “Bir sarmaşık çınarları nasıl sararsa, aşk da öyle sarar ve her sarmaşık, sardığı ağacı kurutur sonunda.” Vay be! Şiir gibi değil mi? İnsanın hemen gidip bir köşede acı çekesi, "Beni kuruttun be vefasız!" diye feryat edesi geliyor. Ama durun, hemen karaları bağlamayın,gelin bu işe biraz edebi mizah ve biraz da hayatta kalma rehberi gözlüğüyle bakalım. 😎 Edebiyatımız yüzyıllardır aşkı bir sarılış olarak anlatır; doğrudur da, aşk ilk başladığında o sarmaşık o kadar yeşil, o kadar canlıdır ki heyecandan kalbiniz sıkışır. WhatsApp’tan gelen tek bir mesajla çınar gibi o yiğit  zatın  gövdesi titrer, servi boylu o körpe kızın endamı telefon ekranına kilitlenir. Ancak buradaki tehlike, sarmaşığın ayarını kaçırmasıdır. Eğer aşkı ...

HAYATIN NERESİNDEN DÖNERSEN KÂR MIDIR?

Resim
  Hayatın Neresinden Dönülse Kâr mıdır? ​Edebiyatımızın en derin, en sarsıcı ve ne yazık ki en hüzünlü figürlerinden biridir Nilgün Marmara. Benim de hayatımdaki unutulmaz, yeri doldurulmaz insanlardan, ruhlardan biridir o. Yazdıklarındaki o her an gidecekmiş gibi duran tekinsiz hava, insanı ilk andan itibaren çok derinden yakalar. Şiirlerinde, günlüklerinde o sonu adım adım sezmek, okuyucunun içine işleyen bir ağırlık bırakır. Sylvia Plath üzerine yazdığı tezde kurduğu o meşhur cümle ise, kalbimize saplanan bir kıymık gibidir adeta: ​"Hayatın neresinden dönülse kârdır." ​Kelimelerin ağırlığına ve insanın bazen kendini çok yorgun hissettiği anlara bakarsak, o anlık bir teslimiyetle "Evet, galiba öyle" diyesi geliyor insanın. Hayat bazen o kadar çok hırpalıyor, o kadar çok maske taktırıyor ve naif ruhları o kadar çok yoruyor ki... O yükü bırakıp gitme fikri, dışarıdan bakan kırgın bir göze bir "kâr" gibi görünüyor. Nilgün de dünyayı öyle bir yabancılıkla...

İNSAN YAPBOZ DEĞİLDİR

Resim
 Hayatta bazı insanlar vardır… Seni bir bütün olarak görmek yerine, parçalara ayırmayı seçerler. Sanki bir insan “yapboz kutusuymuş” gibi… Bir parçanı severler, bir parçanı eleştirirler, bir parçanı saklarlar, bir parçanı kaybettirirler. Ve sonra en tuhafı olur ve  kendi istedikleri parçaları birleştirip “seni” yeniden tanımlamaya çalışırlar. Oysa hiç bir insan yapboz değildir. Bir yapbozun resmi önceden bellidir. Parçaları sınırlıdır. Kayıp parça bulununca tamamlanır. Ama insan öyle mi? İnsan; değişir, büyür,gelişir , kırılır, iyileşir, küllerinden yeniden doğar . Bir gün “tamam” dediğin şey, ertesi gün bambaşka bir anlam kazanır. Ama bazı insanlar bu gerçeği sevmez. Çünkü bir insanı bütün olarak görmek emek ister. Sabır ister. Anlamak ister. Kolay değildir. O yüzden daha pratik bir yol seçerler;parçala, yorumla, yönet. Bir gün seni “çok iyisin” diye göğe çıkarırlar… Ertesi gün aynı özellik için “fazla duygusalsın” derler. Daha dün seni tamamlayan şey, bugün eksik sayılır. İ...

İÇİMİZDEKİ ESKİ İNSANA SELAM OLSUN

Resim
 Bazı insanlar hayatımıza misafir gibi gelir… Ayakkabılarını bile çıkarmadan girerler kalbimize. Bazılarıysa koltuğa şöyle bir yayılır, kumandayı eline alır, hayatımızın kanalını değiştirir. Üstelik giderken de “Sen çok değiştin.” derler. İnsan en çok buna şaşırıyor zaten. Yangını çıkaranın, dumandan şikayet etmesine… Dostoyevski’nin o keskin cümlesi boşuna içimize oturmuyor: “Bazı sınırlar vardır, geçildi mi dönüşü yoktur.” Çünkü insan aslında bir anda tükenmez. Kimse bir sabah uyanıp da “Bugün kırılmaya karar verdim.” demez. İnsan azar azar yorulur. Biriken sessizliklerden, yutulan cümlelerden, “boş ver” diye diye içine attığı şeylerden çatlar. Bir bardağın taşması için son damla gerekir derler ya… Aslında o son damla suçsuzdur. Kabahat biraz da yıllardır “Ben idare ederim.” diye dolaşan o iyi niyetli kalptedir. Ne garip… İnsan çocukken kırılan oyuncağına ağlar, büyüyünce kırılan kendisine gülümser. “İyiyim.” der mesela. Bu kelime bazen dünyanın en kısa romanıdır. Sonra bir gün b...