ÖMRE ÖMÜR KATAN KADINLAR
Türkiye'de kadınların ortalama yaşam süresi 80,7 yıl, erkeklerin ise 75,5 yılmış...
Arada tam 5,2 yıl var.
Bilim bu farkı hormonlara, genetik yapıya, yaşam alışkanlıklarına ve sağlık kontrollerine bağlıyor.
Hepsi doğru...
Ama hayatın içinde yaşayanların da kendine göre bir teorisi var.
Belki de kadınlar, bir ömre bir çok ömür sığdırmaya çalıştıkları için daha uzun yaşıyor.
Çünkü kadın, çoğu zaman yalnızca kendi hayatını ne yazık ki yaşayamıyor.
Sabah herkesten önce uyanıyor.
"Bugün ne pişireceğim?" diye düşünüyor.
Çocukların,eşin kahvaltısını hazırlıyor.
Beslenme çantasını kontrol ediyor.
"Ödevini yaptın mı?"
"Defterini aldın mı?"
"Montunu giy."
"Servisi kaçırma."
Derken kendi işe yetişiyor.
İş yerinde çalışan...
Eve gelince yine çalışan...
Maaşlı mesaisi bitiyor ama ücretsiz mesaisi yeni başlıyor.
Yemek...
Bulaşık...
Çamaşır...
Ütü...
Dağılmış evi toplamak...
Dolabı düzenlemek...
Markete uğramak...
Eksikleri tamamlamak...
Çocuğun dersiyle ilgilenmek...
Yaşlanan anne babayı aramak...
Doğum günlerini unutmamak...
Doktor randevularını takip etmek...
İlaçları almak ..
Kısacası...
Bir evin görünmeyen işletim sistemi olmak...
Üstelik bütün bunları yaparken çoğu zaman kimse "Yoruldun mu?Senin de bir ihtiyacın var mı " diye bile sormuyor.
Bazı kadınlar sadece çocuk büyütmüyor.
Koskoca adamları da büyütüyor.
"Su iç."
"İlacını unutma."
"Ceketini al."
"Doktora görün."
"Anahtarını aldın mı "
Evde kaybolan kumandadan tutun , kaybolan çoraba kadar her şeyin yeri sanki sadece kadının hafızasına kaydedilmiş.
Elbette burada eşine değer veren, sorumluluğu paylaşan, omuz omuza yürüyen güzel insanları şöööyle kenara çekip tenzih etmek gerekir.
Çünkü evlilik, birinin diğerine hizmet ettiği değil; hayatı birlikte omuzladığı bir yol arkadaşlığıdır.
Ama kabul edelim...
Hâlâ birçok kadın için hayat, küçük yaşlarda "Baban ne der?" cümlesiyle başlıyor.
Sonra...
"Eşin ne der?"
Ardından...
"Kayınvaliden ne der?"
"El âlem ne der?"
Derken yıllar geçiyor.Kadının aklı fikri yok gibi kontrolü eşi alıyor.
Kadın, herkesin fikrini dinlerken bir tek kendi sesini duymaya fırsat bulamıyor.
Oysa onun da canı bazen hiçbir şey yapmadan bir çayı ,kahveyi sıcak sıcak içmek istiyor.
Bir kitabın sayfalarında kaybolmak...
Denizi seyretmek...
Tek başına yürüyüş yapmak...
İstediği televizyon proğramını izlemek ..
Hiç kimseyi düşünmeden sadece kendini düşünmek...
Bunlar lüks değil.
İnsanca yaşamanın en doğal hakkı.
Belki de o istatistiklerde görünen beş yılın sırrı tam burada saklıdır.
Çünkü kadınlar yalnızca yaşamıyor...
Etrafındaki herkesin hayatını da ayakta tutuyor.
Çocuğuna umut...
Eşine destek...
Anne babasına evlat...
İşine emek...
Dostuna omuz oluyor.
Bazen kendini en sona bıraksa da, herkese yetişmeye çalışıyor.
İşte bu yüzden...
O beş yıl fark bana sorarsanız çook az bile.
Varsa da hakkı o beş yılı biraz da kendisi için yaşasın.
Kimsenin programını yapmadan...
Kimsenin peşini toplamadan...
Kimsenin yükünü sırtlanmadan...
Sadece kendi istediği kitabı okusun...
Gitmek istediği şehre ,ülkeye gitsin...
Denizi seyretsin...
Yeni şeyler öğrensin...
Kahvesini ,çayını sıcak içsin...
Kahkahasını yarıda kesmesin.
Çünkü bazı kadınlar sadece yaşamaz...
Etrafına da ömür katar.
Kadın, ömrünü sadece takvim yapraklarında yaşamaz; evlatlarının gülüşünde, eşinin huzurunda, anne babasının duasında, dostlarının yüreğinde de yaşar.
Bırakın da o fazladan beş yılı, ilk kez biraz da kendi hayallerine, kendi huzuruna ve kendi iç dünyasına , hayatına ayırsın..İstatistikler buna "yaşam süresi" diyor. Ben ise "başkalarına adanmış yılların küçücük bir iadesi" diyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder