MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?




 “Bilgi zekayı büyütür, kelimeler ruhu iyileştirir.”

— Yelda Kuşcu  Kılıçarslan


İçinde yaşadığımız dünyada insan ruhundan daha değerli bir şey yok !

Ama ne yazık ki eğitim sistemimizde,aile içinde  bu paha biçilmez hazinenin adı çok  geçmez. Okullarda bilgi ölçülür, ailede zeka övülür; oysa ruhun eğitimi hep ertelenir.Ailede sorun varsa sessizlikle veya yüksek sesle  çözüleceğine inanılır..? Matematik notu düşerse dershaneye gidilir, ama kalbi kırılan çocuğa kimse “gel, duygularını bi  konuşalım” demez. çözülen problemler değil, yanlış anlaşılan duygulardır.


Geçenlerde ders işlerken öğrencilere  sordum:

“Yakınınız(anneniz ,kardeşiniz ..) ağladığında, üzüldüğünde ne yapıyorsunuz?”

Gelen cevaplar:

“Yalnız bırakırım.”

“Sarılırım.”

“Hiçbir şey demem.”

Masum, içten, ama  çok çok eksik… Çocuklar henüz duyguyu adlandırmayı, anlamayı, tamir etmeyi bilmiyor. Çünkü bu onlara hiç  öğretilmedi. Matematiği öğrettik, fen deneyleri yaptık; ama “Bir insan üzüldüğünde ne yapılır?” dersini müfredata  koyamadık.Güzel kelimelerin şifasından bahsetmedik bile..


Bir düşünün:


“Geçecek ” demek, çoğu zaman ilaç gibidir.

“Yanındayım” demek, insanın ruhuna kalkan örer.

“Haklısın, seni anlıyorum.” demek, kalbin en kırık yerini onarır.Ama biz öğüt  vermeyi pek bi severiz...Saatlerce nutuk çekeriz  bir işe yarayacağına inanarak  ...

Güzel kelimeler aslında en ucuz, en kolay ulaşılabilen ama en çok unutulan ilaçtır.

Fakat çocuklarımız bu kelimeleri hazır paketler halinde almıyor. Biz öğretmezsek, hayattan öğreniyorlar. Ve hayatın öğretme yöntemi, genellikle sert darbeler ve kırık kalpler üzerinden oluyor.

Yılların tozunu taşıyan 'maarif' kelimesi, parlatılmış bir marifet gibi yeniden anlam bulmalı; Marifetle maarifin kesiştiği yerde yeni bir ders doğmalı: ‘Ruhun Maarifi’.

 İçeriği de :

Duygu Okuryazarlığı


Bir insanın en temel ihtiyacı duygusunu tanıyabilmek ve adını koyabilmektir.

Ama çoğu zaman şöyle oluyor:

Çocuk üzülür, ağlar; yetişkin hemen “Ağlama, bir şey yok.” der.Çocuk sessizliği öğrenir.

Biri sinirlenir; “Sen abartıyorsun.” cevabıyla suçluluğu öğrenir .Bastırılan öfke ya bir kıvılcımla patlar ,ya da hastalık olarak mutlaka  döner.

Mutlu olunca  ,iki gülünce “Abartma, sakin ol.” diye uyarılır. Mutlu olmak suçmuş gibi ..

Oysa duyguları susturmak yerine adlandırmayı  öğretsek çocuklarımıza..

Mesela:

“Şu an çok kızgınım, çünkü istediğim olmadı. Biraz yalnız kalmam  gerek.”diyebilsek .“Bugün çok üzgünüm, çünkü arkadaşım bana kötü davrandı.” biz napıyoruz üzgünüm kelimesini yok sayıp "sen de ona şunu yap bunu yap,şöyle söyle " gibi ateşe körükle gidiyoruz ayrıca kin duymayı öğretiyoruz farkında olmadan. 

“Şu an gerçekten mutluyum, çünkü birlikte güzel  vakit  geçiriyoruz”.Her duygunun bir çünküsü olduğunu bilmeli çocuk !Sorun çocuklarınıza ,eşinize ,kardeşinize "Bugün nasıl hissediyorsun "? Mutluysa neden mutlu ,değilse neden mutsuz duygularını adlandırmasını isteyin ..kem küm edeceklerine bahse girerim. 

Böylece çocuk (ve aslında biz yetişkinler de) şunu öğreniriz: Her duygu insana  ait Duygu utanç verici bir şey  değil, insani bir ihtiyaçtır.

Kızgınlık; bağırmak,kırıp dökmek  için değil, sınır koymak için vardır.

Üzüntü, zayıflık değil; bir  onarım çağrısıdır.

Mutluluk ise saklanacak bir şey değil, paylaşılınca çoğalacak bir armağandır.

 Empati Atölyesi

Empati, başkasının gözünden dünyaya bakabilme becerisi. Ama bunu sadece kitaplardan değil, hayatın içinden öğrenmek gerekir. Mesela:


“Ben oyun isterken annem neden ‘yorgunum’ diyor?” diye düşünmek yerine, bir gün annemizin gözünden bakabilsek… Sabah erkenden işe gidip eve dönünce de yemek yapmak zorunda kaldığını fark etsek… Belki o zaman ‘anne biraz otur, ben sofrayı kurarım’ diyebilir miyiz?


Babaları unutmayalım .

“Babam niye hep sessiz?” diye kızmak yerine, onun da gün boyu işte patronla,işçiyle  uğraşıp eve gelince dinlenmek istediğini görebilsek… Belki o zaman yanına oturup sadece “Bugün nasıldı?” diye sorabiliriz. 

Kardeşe ablaya abiye sinir olurken 

“Kardeşim niye hep ağlıyor?” diye öfkelenmek yerine, onun aslında ilgi istediğini fark etsek… Belki bir oyuncağımı paylaşıp yanında oturabilirim.

“Neden sürekli ders kitabımı karıştırıyor?” diye sinirlenmek yerine, onun meraklı olduğunu ve yeni şeyler öğrenmek istediğini anlayabilmek… Belki o zaman birlikte çalışmayı teklif edebiliriz.

Okulda 

“Neden Ali bugün derste sessiz?” diye düşünmek yerine, Ali'nin gözünden bakabilmek… Belki Ali hasta ya da dersten önce zor bir şey yaşamış. O zaman sessizliğine kızmak yerine yanına gidip “Bugün nasılsın,neyin var ? Konuşalım  mı ” diye sorabiliriz. 

Sınıfta ;

“Aslı niye hep yalnız oynuyor?” diye eleştirmek  yerine, onun oyun sırasında kendini dışlanmış hissettiğini fark edebilmek… Belki o zaman onu oyuna davet edebiliriz. 

Eleştiriyle karşılaşınca 

“Müdür ya da okul temizlik personeli neden  hep uyarıyor?” diye kızmak yerine, onların da okulun düzeni ve güvenliği için çaba sarf ettiğini görebilmek… O zaman saygı göstermeyi daha kolay öğrenebiliriz.

Bu şekilde çocuklar hem evde hem okulda empatiyi deneyimleyerek öğrenir,  bu sadece teoriye değil günlük yaşama da yansır.

Onarım Teknikleri Dersi olsa mesela;

Kalbi kırılan birine yeniden güven ve sıcaklık hissettirecek yollar öğretilmeli ;Kalbi kırılan birine onarım yapmak aslında saat tamirciliğine benzer; hassas, dikkatli ve biraz da sabır,incelik  ister. Önce “sessizliği” dinlemeyi öğrenirsin, çünkü bazen en onarıcı kelime, hiç söylenmeyen kelimedir. Sonra küçük adımlarla başlarsın,saygılı konuşmak, yüreğini ciddiye almak, değerli olduğunu hissettirmek… Bir de özür dilemek var ki, ustaların kullandığı en güvenilir yapıştırıcıdır. İstersen buna minik sürprizler eklersin beklenmedik bir kahve, gülümseten bir not ya da “senin yanındayım” diyen içten bir bakış. Çünkü kalp tamiri, 'heyt' hüyt'le değil; nezaket, samimiyet ve biraz da şakacı bir tebessümle yapılır.Kalbin çatlaklarını dolduran şey pahalı hediyeler değil,içten  samimiyetin sıcaklığıdır. 

Saygılı Konuşmayı öğretmeliyiz. 

Ses tonunu yumuşatmak, kırıcı kelimelerden uzak durmak kalp onarımının ilk adımıdır. Bazen basit bir cümle, onca kırgınlığı hafifletir. Mesela, “Sana haksızlık ettiğimi fark ettim, bu konuda daha dikkatli olacağım.” demek gönüle merhem olur. Ya da “Sözlerim seni üzdüyse özür dilerim, niyetim bu değildi.” ifadesi, karşındakine değer verdiğini hissettirir. “Seni dinliyorum, düşüncelerini önemsiyorum.” demek, kalp kapılarını aralar. Bir başka onarıcı söz ise “Belki hatalıyım, bana yol gösterir misin?” olabilir; çünkü alçakgönüllülük güveni çoğaltır. Ve bazen sadece “Sen benim için değerlisin.” demek bile kırılan parçaları bir araya getiren mıknatıstır. 

Değer Verdiğini Hissettirmek

Bazen bir kalbi onarmak, büyük adımlarla değil, küçük ama samimi dokunuşlarla olur. Bir teşekkür cümlesi, beklenmedik bir not ya da özel bir hatırlatma, karşındakine “sen önemlisin” mesajını verir. Mesela, “Senin fikrin benim için gerçekten önemliydi, dinlemediğim için üzgünüm.” demek, kırıklığı yumuşatır. Ya da “Bugün söylediklerini düşündüm, bana yol gösterdiğin için teşekkür ederim.” ifadesi, karşı tarafı değerli hissettirir. “Senin desteğin olmasaydı bu kadar kolay başaramazdım.” gibi bir cümle, hem minnettarlığı hem güveni pekiştirir. Bazen de “Sana söylemek istedim, hatırladığım en güzel anılarımdan birinde sen varsın.” diyerek, varlığını özel kılabilirsin. Çünkü değer verdiğini hissettirmek, çoğu zaman kırıkları onarmanın en sessiz ama en güçlü yoludur.


Samimi Özür Dilemek

Gerçek bir özür, sadece “özür dilerim” demekle sınırlı kalmaz; hatayı kabul etmek ve telafi etme sözüyle güçlenir. Örneğin, “Seni kırdığını fark etmemiştim. Üzgünüm. İstersen birlikte çözüm bulalım.” demek, hem hatayı görmek hem de onarmak için adım atmaktır. Ya da “Sana karşı sabırsız davrandım, bunun seni incittiğini biliyorum. Bundan sonra daha dikkatli olacağım.” cümlesi, sorumluluk almayı gösterir. Bazen de “Sözlerim seni yaraladı, farkındayım. İzin verirsen bunu telafi etmek isterim.” demek, karşı tarafa onarım kapısı açar. Hatta “Hatalı olduğumu biliyorum, aynı durumu bir daha yaşatmamak için elimden geleni yapacağım.” ifadesi, güveni yeniden yeşertir. Çünkü özrün gücü, dudaktan çıkan kelimede değil; kalpten gelen samimiyette ve verilen telafi sözünde saklıdır.

Zaman Ayırmak 

Kalbi onarmanın en güçlü yollarından biri, en değerli armağanı sunmaktır;Zamanı. Çünkü yanında olmak, birlikte vakit geçirmek kelimelerden çok daha derin bir tesir bırakır. Mesela, “İstersen bugün  beraber çay içelim, konuşalım.” demek bile karşı tarafa değer verdiğini hissettirir. Ya da “Birlikte yürüyüşe çıkalım, kafamız dağılsın.” önerisi, kırgınlığı hafifletir. Bazen de “Sana zaman ayırmak istiyorum, beraber vakit geçirmek bana da iyi geliyor.” cümlesi, ilişkiyi onaran sıcak bir dokunuş olur. Çünkü paylaşılan zaman, güveni tazeler; sessizce oturmak bile çoğu zaman kırık bir kalbin en güzel merhemidir.


Küçük Jestler Yapmak

Bazen kalbi onarmak için büyük sözlere ya da ihtişamlı adımlara gerek yoktur; en etkili ilaç, küçük ama içten gelen jestlerdir. Mesela, bir çiçek bırakmak, sevdiği bir kitabı hediye etmek, en sevdiği şarkıyı paylaşmak ya da sadece içten bir gülümseme sunmak… Hepsi gönülde tatlı bir iz bırakır. “Bunu görünce seni hatırladım, umarım yüzünü güldürür.” demek, karşı tarafa değerli olduğunu hissettirir. Ya da “Bugün senin en sevdiğin kahveyi aldım, birlikte içelim mi?” cümlesi, basit görünen ama güçlü bir bağ kurar. Hatta bazen sadece “Sana iyi geleceğini düşündüm.” diyerek küçük bir not bırakmak bile kalbin yaralarını hafifletir. Çünkü kırıkları onarmak çoğu zaman büyük sözlerle değil, küçük ve samimi dokunuşlarla mümkün olur.

Davranışla Kanıtlamak

Kalbi onarmanın en güvenilir yolu, sözleri eyleme dönüştürmektir. Çünkü en güzel özür bile, aynı hatanın tekrarıyla anlamını yitirir. Önce kırıcı olan davranışı tekrarlamamak gerekir; bu, güvenin yeniden filizlenmesi için ilk adımdır. “Sana artık sesimi yükseltmeyeceğim, sabırlı olmaya çalışacağım.” deyip bunu göstermek, kelimelerden çok daha etkilidir. Ya da “Zamanında dinlemedim, şimdi gerçekten seni duymak için buradayım.” diyerek davranışla kanıtlamak, yaraları onarır. Unutulmamalıdır ki, defalarca tekrarlanan hatanın telafisi olmaz; ama kararlı bir değişim, en derin kırgınlıkları bile yumuşatabilir. Çünkü güven, söylenenlerden çok, yaşatılanlarla yeniden inşa edilir.

Bu ders bitmez hayat boyu devam eder ..Çok ihmal ettik az önemseyelim varlığını kabul edelim..


İnsanların gönlünü en çok onaran şey aslında samimiyet ve sürekliliktir. Bir defalık jestler güzel ama uzun vadeli saygı ve güven inşası en güçlü onarım yoludur. 


Güzel Kelime Pratiğini hep hatırlatalım

Kalbi onarmanın en sade ama en etkili yollarından biri, güzel kelimeleri günlük hayatın içine serpiştirmektir. Her gün en az birine “Teşekkür ederim.”, “Seni seviyorum.”, “Yanındayım.” ya da “İyi ki varsın.” demek, hem karşındakinin kalbine dokunur hem de senin ruhunu iyileştirir. “Bugün bana destek olduğun için teşekkür ederim.” demek, görünmeyen emekleri görünür kılar. “Sen olmasaydın bu kadar kolay atlatamazdım, iyi ki varsın.” sözü, dostluğu güçlendirir. Bazen de sadece “Seni seviyorum, bunu bil istedim.” cümlesi, bütün kırgınlıkların üstünü örten bir yumuşaklık getirir. Çünkü kalp, duyduğu güzel kelimelerle iyileşir; küçük bir söz, çoğu zaman en büyük onarım gücünü taşır.


Aslında mesele çok çok  ciddi. Çocuklara bilgi öğretirken onların ruhunu ihmal edersek, gelecekte çok şey öğrenmiş ama duygularını yönetemeyen, empati kuramayan, kırıldığında nasıl toparlanacağını bilmeyen ,öfkesiyle baş edemeyen yetişkinler ortaya çıkıyor.Bakın etrafınıza ..

Sonra da şaşırıyoruz:

“Bunca diplomaya rağmen neden mutlu değil?” diye.

Çünkü ruh eğitimi yoktu. 

Hayatın gerçek sınavı, kaç formül bildiğimizde değil. Asıl sınav, bir dostumuz gözyaşlarına boğulduğunda, koşup yanına gidip gitmediğimizde gizlidir. Zekaya hayran kalırız, ama bir sıcak kelimeye, samimi bir gülümsemeye, içten bir kalbe hasret kalırız. Çünkü bilgi sınavlarda puan kazandırır, ama insan olmanın değeri, kalplere dokunmakla ölçülür.

Belki de hayatın en önemli sınavı, çocuklarımıza ne öğrettiğimizdir. Hangimiz onlara, bir dostun gözyaşlarına koşmayı, sıcak kelimelerle kalplere dokunmayı öğretti? Belki de bu yazının sonunda hepimizin kendine sorması gereken soru şudur: “Ben bugün birinin ruhunu onardım mı, yoksa sadece işimi bitirip geçtim mi?” Çünkü gerçek değer, sınav kağıtlarında değil; kalplerin onarımında, sessiz ama derin bir etki bırakabilmekte yatar.

Yelda Öğretmen 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

BUGÜN NASIL YAŞAMAK İSTİYORUM ?

KELEBEK KANADI SENDROMU 🦋