Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HERKESİN HİKAYESİ AYRI..

Resim
Herkesin hikayesi ayrı, herkesin ayrılığı başka, herkesin özlediği başka, aradığı başka, bulduğu bambaşka… ​Şöyle arkaya yaslanıp bu cümleyi bir iki saniye sindirmeyi denediğinizde, içinizde bir yerlerde bir tel titriyor, değil mi? İnsanda hafif bir "Ben bunu niye daha önce böyle kelimeye dökemedim, ne kadar hoş ve yalın bir düşünce" hissi uyandırıyor. Haklısınız, çünkü bazen en büyük hakikatler, en cafcaflı felsefe kitaplarında değil, hayatın tam kalbinden süzülen böyle duru cümlelerde saklıdır. ​Gelin, bugün kahvelerimizi tazeleyelim ve bu cümlenin bizim için açtığı o kocaman kapıdan içeri birlikte girelim. Biraz dertleşelim, biraz gülümseyelim ama en çok da kendimize dışarıdan bakmayı deneyelim. ​Herkes kendi sahnesinin başrolünde aslında.. ​Şu hayatta hepimiz muazzam bir bütçe ve prodüksiyonla çekilen, ama vizyona sadece tek bir kişinin girdiği o tuhaf filmlerin başrolündeyiz. Yan roller, figüranlar, arada dekoru,figüranı  değişenler gelip geçiyor hayatımızdan ama sen...

BOTANİK BİR ROMANTİZM FACİASI

Resim
Gençler, toplanın; bugün edebiyat dersimiz botanik bahçesinde geçiyor. Sözlüğe bakmışsınız, "Aşk" kelimesinin kökeninin "sarmaşık" (aşeka) olduğunu görmüşsünüz. Sonra da o meşhur, ciğer yakan, melankolik tanım düşmüş kalbinize .. “Bir sarmaşık çınarları nasıl sararsa, aşk da öyle sarar ve her sarmaşık, sardığı ağacı kurutur sonunda.” Vay be! Şiir gibi değil mi? İnsanın hemen gidip bir köşede acı çekesi, "Beni kuruttun be vefasız!" diye feryat edesi geliyor. Ama durun, hemen karaları bağlamayın,gelin bu işe biraz edebi mizah ve biraz da hayatta kalma rehberi gözlüğüyle bakalım. 😎 Edebiyatımız yüzyıllardır aşkı bir sarılış olarak anlatır; doğrudur da, aşk ilk başladığında o sarmaşık o kadar yeşil, o kadar canlıdır ki heyecandan kalbiniz sıkışır. WhatsApp’tan gelen tek bir mesajla çınar gibi o yiğit  zatın  gövdesi titrer, servi boylu o körpe kızın endamı telefon ekranına kilitlenir. Ancak buradaki tehlike, sarmaşığın ayarını kaçırmasıdır. Eğer aşkı ...

HAYATIN NERESİNDEN DÖNERSEN KÂR MIDIR?

Resim
  Hayatın Neresinden Dönülse Kâr mıdır? ​Edebiyatımızın en derin, en sarsıcı ve ne yazık ki en hüzünlü figürlerinden biridir Nilgün Marmara. Benim de hayatımdaki unutulmaz, yeri doldurulmaz insanlardan, ruhlardan biridir o. Yazdıklarındaki o her an gidecekmiş gibi duran tekinsiz hava, insanı ilk andan itibaren çok derinden yakalar. Şiirlerinde, günlüklerinde o sonu adım adım sezmek, okuyucunun içine işleyen bir ağırlık bırakır. Sylvia Plath üzerine yazdığı tezde kurduğu o meşhur cümle ise, kalbimize saplanan bir kıymık gibidir adeta: ​"Hayatın neresinden dönülse kârdır." ​Kelimelerin ağırlığına ve insanın bazen kendini çok yorgun hissettiği anlara bakarsak, o anlık bir teslimiyetle "Evet, galiba öyle" diyesi geliyor insanın. Hayat bazen o kadar çok hırpalıyor, o kadar çok maske taktırıyor ve naif ruhları o kadar çok yoruyor ki... O yükü bırakıp gitme fikri, dışarıdan bakan kırgın bir göze bir "kâr" gibi görünüyor. Nilgün de dünyayı öyle bir yabancılıkla...

İNSAN YAPBOZ DEĞİLDİR

Resim
 Hayatta bazı insanlar vardır… Seni bir bütün olarak görmek yerine, parçalara ayırmayı seçerler. Sanki bir insan “yapboz kutusuymuş” gibi… Bir parçanı severler, bir parçanı eleştirirler, bir parçanı saklarlar, bir parçanı kaybettirirler. Ve sonra en tuhafı olur ve  kendi istedikleri parçaları birleştirip “seni” yeniden tanımlamaya çalışırlar. Oysa hiç bir insan yapboz değildir. Bir yapbozun resmi önceden bellidir. Parçaları sınırlıdır. Kayıp parça bulununca tamamlanır. Ama insan öyle mi? İnsan; değişir, büyür,gelişir , kırılır, iyileşir, küllerinden yeniden doğar . Bir gün “tamam” dediğin şey, ertesi gün bambaşka bir anlam kazanır. Ama bazı insanlar bu gerçeği sevmez. Çünkü bir insanı bütün olarak görmek emek ister. Sabır ister. Anlamak ister. Kolay değildir. O yüzden daha pratik bir yol seçerler;parçala, yorumla, yönet. Bir gün seni “çok iyisin” diye göğe çıkarırlar… Ertesi gün aynı özellik için “fazla duygusalsın” derler. Daha dün seni tamamlayan şey, bugün eksik sayılır. İ...

İÇİMİZDEKİ ESKİ İNSANA SELAM OLSUN

Resim
 Bazı insanlar hayatımıza misafir gibi gelir… Ayakkabılarını bile çıkarmadan girerler kalbimize. Bazılarıysa koltuğa şöyle bir yayılır, kumandayı eline alır, hayatımızın kanalını değiştirir. Üstelik giderken de “Sen çok değiştin.” derler. İnsan en çok buna şaşırıyor zaten. Yangını çıkaranın, dumandan şikayet etmesine… Dostoyevski’nin o keskin cümlesi boşuna içimize oturmuyor: “Bazı sınırlar vardır, geçildi mi dönüşü yoktur.” Çünkü insan aslında bir anda tükenmez. Kimse bir sabah uyanıp da “Bugün kırılmaya karar verdim.” demez. İnsan azar azar yorulur. Biriken sessizliklerden, yutulan cümlelerden, “boş ver” diye diye içine attığı şeylerden çatlar. Bir bardağın taşması için son damla gerekir derler ya… Aslında o son damla suçsuzdur. Kabahat biraz da yıllardır “Ben idare ederim.” diye dolaşan o iyi niyetli kalptedir. Ne garip… İnsan çocukken kırılan oyuncağına ağlar, büyüyünce kırılan kendisine gülümser. “İyiyim.” der mesela. Bu kelime bazen dünyanın en kısa romanıdır. Sonra bir gün b...

DİKKAT ÇOCUK VAR !

Resim
 ⚠️ DİKKAT ÇOCUK VAR ⚠️ Çocuklar sandığımız kadar küçük değildir…  Kulakları duyar, gözleri kaydeder, kalpleri biriktirir. Biz telefonda birini küçümserken,  trafikte küfür ederken,  “Şişko”, “deli”, “tembel”, “görgüsüz” diye lakap takarken…  Onlar sadece bizi izler. Ve sonra hayatı bizim davrandığımız gibi anlamaya başlarlar. Bugün bazı yetişkinler;  sosyal medyada birkaç cümle okuyup her şeyi bildiğini sanıyor ama  çocuğunun yanında konuştuğu her kelimenin bir karakter inşa ettiğini unutuyor. Çünkü çocuk; 📌 İnsanlarla alay etmeyi “mizah”,  📌 Bağırmayı “haklılık”,  📌 Küfür etmeyi “rahatlama”,  📌 Dedikoduyu “sohbet”,  📌 Saygısızlığı “özgüven”,  📌 Empatisizliği “güç” sanabiliyor. Evde sürekli eleştirilen bir çocuk, büyüyünce başkalarını acımasızca eleştirmeyi öğrenebilir.  Sürekli yargı duyan bir çocuk, sevgiyi koşullu sanabilir.  Her şeye öfkeyle yaklaşan anne babalar, fark etmeden öfkeli bir nesil yetiştirebili...

BİR TATLI HUZUR

Resim
  BİR TATLI HUZUR  ​Eskilerin o derin bilgeliğiyle söylediği gibi; “Yüzü güzele doyulur, huyu güzele doyulmaz.” Ne kadar duru ve ne kadar doğru bir tespit... Kabul edelim, güzel bir yüz ilk bakışta insanın gözünü alıyor. Hatta bazen öyle insanlar çıkıyor ki karşınıza, onları görünce zihninizde eşsiz bir fon müziği çalıyor sanıyorsunuz. Fakat ne zaman ki o büyülü sessizlik bozuluyor ve konuşmaya başlıyorlar; işte o an insanın içindeki bütün kemanlar susuyor. Hayat bana şunu öğretti: Dış güzellik sadece bir vitrinden ibaretmiş, iç güzellik ise o evin hiç sönmeyen ışığı... ​Bugün bakıyorum da gençler, sadece dış görünüşün o ışıltılı tozuna kapılıp "ne kadar yakışıklı" ya da "ne kadar güzel" diyerek, kalplerin derinliğini ölçmeden bir ömrü birleştirmeye kalkıyorlar. O vitrin güzelliğine aldanıp alelacele kurulan yuvalar, karakterlerin uyuşmazlığına çarpınca ne yazık ki hüsranla sonuçlanıyor. Gençlere en büyük tavsiyem; birinin sadece yüzüne değil, karakterinin kumaşına ...

EVLERİN KALBİ MASALLA ATAR

Resim
  Kırlangıçlar neden hep evlerin saçaklarına yuva yapar, hiç düşündünüz mü? Ben uzun zaman bunun tamamen mimari bir mesele olduğunu sandım. Yağmurdan korunmak, rüzgar almamak, kedilerden uzak durmak falan… Sonra bir gün yaşlı bir teyze, çayını karıştırırken öyle bir şey söyledi ki, o günden beri her kırlangıca başka gözle bakıyorum: “Onlar,” dedi, “evlerde anlatılan masalları dinlemek için gelir.” Bir kuş hakkında bundan daha zarif bir sebep olabilir mi? Düşünsenize… Bir evin saçağında küçücük bir yuva… İçeride akşam olmuş. Çorba kokusu mutfağa sinmiş. Anne bir yandan “üşütürsün” diye bağırıyor, baba televizyonun sesini gereksiz yere açıyor, çocuk ise uyumamak için bin dereden su getiriyor. Sonra bir yerde ışık hafif kısılıyor ve biri başlıyor anlatmaya: “Bir varmış bir yokmuş…” İşte tam o anda kırlangıç susuyor. Çünkü insanlar fark etmese de masallar yalnız çocukları uyutmaz. Kuşları da susturur. Belki de bu yüzden artık şehirlerde daha az kırlangıç var. Çünkü yeni nesil ...