EVLERİN KALBİ MASALLA ATAR


 Kırlangıçlar neden hep evlerin saçaklarına yuva yapar, hiç düşündünüz mü?

Ben uzun zaman bunun tamamen mimari bir mesele olduğunu sandım. Yağmurdan korunmak, rüzgar almamak, kedilerden uzak durmak falan… Sonra bir gün yaşlı bir teyze, çayını karıştırırken öyle bir şey söyledi ki, o günden beri her kırlangıca başka gözle bakıyorum:
“Onlar,” dedi, “evlerde anlatılan masalları dinlemek için gelir.”
Bir kuş hakkında bundan daha zarif bir sebep olabilir mi?
Düşünsenize…
Bir evin saçağında küçücük bir yuva… İçeride akşam olmuş. Çorba kokusu mutfağa sinmiş. Anne bir yandan “üşütürsün” diye bağırıyor, baba televizyonun sesini gereksiz yere açıyor, çocuk ise uyumamak için bin dereden su getiriyor. Sonra bir yerde ışık hafif kısılıyor ve biri başlıyor anlatmaya:
“Bir varmış bir yokmuş…”
İşte tam o anda kırlangıç susuyor.
Çünkü insanlar fark etmese de masallar yalnız çocukları uyutmaz. Kuşları da susturur.
Belki de bu yüzden artık şehirlerde daha az kırlangıç var. Çünkü yeni nesil masallar biraz tuhaflaştı. Eskiden nineler Kaf Dağı’nın ardını anlatırdı, şimdi herkes sussun çocuk diye eline telefon verir oldu. Çocuklar   da sustu!
.Bir evde “evvel zaman içinde” cümlesi kurulamayınca, kırlangıç ne yapsın?
Hem dikkat ettiniz mi, kırlangıçların telaşlı bir hali vardır. Sürekli bir yerlere yetişir gibiler. Bence bunun sebebi göç falan değil. Büyük ihtimalle mahallede hangi evde güzel hikaye anlatılıyor onun peşindeler.
“Şu sarı boyalı evde bir dede bugün Yemen hikayesi anlatmış.”
“Karşı apartmanda çocuk annesine küsmüş ama barışmışlar, çok duygusal geçti.”
“Alt kattaki teyze gençliğini anlatırken hepimizi ağlattı.”
Kuş milleti arasında da  kesin dedikodu dönüyordur.
Bazen düşünüyorum da… İnsan dediğin biraz anlattığı hikayedir. Evin büyüklüğü değil, içinde konuşulan cümleler belirliyor sıcaklığını. Bazı evler saray gibi ama sesi yankıdan başka bir şey taşımıyor. Bazı evler küçücük… Ama içinden kahkaha, masal, anı, kahve  kokusu çıkıyor. İşte kırlangıçlar da galiba bunu hissediyor.
Çünkü hiçbir kuş beton sevmez aslında.
İnsan sesi sever.
Şefkat sever.
Birbirine laf yetiştiren ama sonunda aynı sofraya oturan sıcacık insanları sever.
Belki de bu yüzden kırlangıç yuvasını bozmanın uğursuzluk getireceğine inanılır. Kim bilir… Belki uğursuzluk, bir kuşun değil; bir masalın evden gitmesidir.
Şimdi ne zaman bir saçakta kırlangıç görsem içimden şunu geçiriyorum;
“Demek ki bu evde hala anlatılacak güzel şeyler var…”
Demem o ki ;
Masal anlatan evleri susturmayın…
Çünkü bir evi ev yapan şey duvarlarının rengi,eşyası o su busu  değil, içinde yankılanan sesidir.
Bazen bir annenin mutfaktan gelen “çayın altını kapat” sesi…
Bazen dedenin ellinci kez anlattığı ama kimsenin sıkılmadığı askerlik hikayesi…
Bazen de uykusu geldiği halde “bir tane daha anlat” diyen küçücük bir çocuğun gözleridir.
İnsanlar artık çok konuşuyor ama az anlatıyor.
Herkes bilgi taşıyor; ama hatıra taşımıyor.
Oysa masallar sadece çocukları büyütmez, evleri de yaşatır.
Bir evde anlatacak hikaye bittiyse, önce kahkahalar azalır.
Sonra sofralar sessizleşir.
Sonra herkes kendi odasına çekilir.
Ve en sonunda kırlangıçlar uğramaz olur o eve .
Çünkü kuşlar  bilir;

İçinde sevgi konuşulmayan evin çatısı sağlam olsa ne olur; duvarlar ayakta kalır ama kalpler yorulur.
Sofrası zengin olsa ne olur; masada kimse birbirinin gözlerine bakmıyorsa açlık büyür.
Evin odaları geniş olsa ne olur; insanlar birbirine daralıyorsa ferahlık işe yaramaz.
En güzel eşyalar alınsa ne olur; kırılan gönüller tamir edilmiyorsa ev eksik kalır.
Çocukların önüne oyuncaklar dizilse ne olur; başlarını okşayan bir şefkat yoksa içleri hep üşür.
Perdeler ışığı içeri alsa ne olur; evin içindeki sözler karanlıksa o eve gün doğmaz.
Herkes aynı evde yaşasa ne olur; kimse birbirini gerçekten duymuyorsa yalnızlık büyür.
Sessizlik huzur sanılsa ne olur; kırgınlıklar konuşulmadan birikiyorsa  o ev ağırlaşır.
Çocuklar “tamam peki ” demeyi öğrense ne olur; sevgiyi hissetmeden büyüyorlarsa içlerinde eksik bir ses hep yankılanacak .
Pencereler manzaraya açılsa ne olur; evin içindeki insanlar birbirine bakmayı unutmuşsa.
İçinde teşekkür edilmeyen, özür dilenmeyen, sarılınmayan bir ev; ne kadar büyük olursa olsun küçücük kalır.
Çünkü bir evi ev yapan beton değil; ses tonu, merhamet ,koşulsuz sevgi ve birbirine gösterilen inceliktir.

O yüzden ;masal anlatan evleri susturmayın…
Bırakın bazen çay soğusun, işler yetişmesin, işler  yarına kalsın .
Ama biri çıksın heyecanla 
“Size bir şey anlatacağım…” diyorsa orada sadece konuşan biri değil;
birbirini dinleyen kalpler vardır.

İşte o cümle, bir evin kalbinin hala attığını gösterir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

TAŞTAN KUŞ OLMAZ