YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN


 ​Hayatta en az kendini gören insan, aslında hayatın en büyük sırrını taşıyan insandır. Çünkü kendini görmek, bir ayna karşısına geçip fiziksel özelliklerini incelemekten çok daha ötedir. Bu, ruhunun derinliklerine inmek, korkularınla yüzleşmek, zaaflarını kabullenmek ve potansiyelini keşfetmektir. Ancak ne yazık ki modern dünyada koşuşturma içinde kaybolmuş zihinler, bu derin yolculuğa çıkmaya pek de hevesli değildir.

​Sabahın erken saatlerinde alarmın o tiz sesiyle uyanırız. Gün, yapılması gerekenler listesiyle başlar; İşe git, WhatsAppı       yanıtla, faturaları öde, yemek yap, çocuklarla ilgilen... Her bir madde, bizden bir parça daha koparır, bizi dış dünyaya daha fazla bağlar. Aynaya baktığımızda gördüğümüz kişi, çoğu zaman dışarıdan bize dayatılan kimliklerdir;"iyi bir çalışan," "fedakar bir anne," "iyi bir ev hanımı "başarılı bir girişimci." Peki ya bunların ardındaki sen kimsin? O yorgun gözlerin, o endişeli dudakların ardında saklanan gerçek "sen" ne alemde?Bazı şeyleri istediğin için mi sana dayattıkları için mi yapıyorsun.?Hiç sordun mu ??
​Belki de birçoğumuz, kendini görmekten korkar. Çünkü kendini görmek, bazen hoşumuza gitmeyen gerçeklerle yüzleşmek demektir. Hayallerini ertelediğini, zamanını boşa harcadığını, potansiyelinin çok altında yaşadığını fark etmek... Bu, rahatsız edici bir durumdur. Bu yüzden de kendimizden kaçmak için binbir türlü yol buluruz.Sosyal medyada gezinmek, diziler izlemek, sürekli bir şeylerle meşgul olmak. Gürültü, bizi kendi iç sesimizden uzaklaştıran en büyük silahtır. Oysa o iç ses, sana yol göstermek isteyen bilge bir rehberdir.
​Ama işin mizahi yanı da yok değil hani😉 Bazen kendimizi o kadar görmezden geliriz ki, komik durumlara düşeriz. Mesela, "Ben asla spor yapmam" diyen birinin bir anda platese yazıldığını görürsünüz. Ya da "Asla aşık olmam" diyen birinin ayaklarının yerden kesildiğine şahit olursunuz. Hayat, bize kendimizi göstermek için bazen tatlı sürprizler, bazen de acı dersler sunar. Ve bu dersler, genellikle en az beklediğimiz anda, en umulmadık şekilde karşımıza çıkar. Tıpkı bir deneme kabininde beğenmediğiniz bir kıyafetle çıkıp da "Bu bana hiç yakışmadı" derken, aslında o kıyafetin sana ne kadar iyi gittiğini gören bir arkadaşın gibi.
​Farkındalık, işte tam da bu noktada devreye girer. Kendine dönmek, bir iç yolculuğa çıkmaktır. Bu yolculukta kendini yargılamadan, eleştirmeden sadece gözlemlemeyi öğrenirsin. Ne hissediyorsun? Ne istiyorsun? Neye ihtiyacın var? Bu soruların cevapları, öyle düşün deyince çıkmaz ,bazen bir fincan kahve eşliğinde sessizce otururken, bazen de doğanın kucağında yürürken ortaya çıkar.
​Hayat, kendini keşfettiğin sürece anlam kazanır. Kendini görmeye başladığında, etrafındaki dünyayı da daha farklı görmeye başlarsın. İnsanlara, olaylara, hatta kendine karşı daha şefkatli olursun. Ve o zaman anlarsın ki, "en az kendini gören insan," aslında kendini en çok kendini arayan insandır.
Ve işte o zaman fark edersin ki, aynadaki yüz sadece sana bakan bir siluet değil; aslında senin en gerçek yol arkadaşındır. Ona uzattığın her el, kendi karanlıklarını aydınlatır, kendi gücünü hatırlatır. Ve bir gün, aynaya baktığında sadece “Merhaba” demezsin; “İyi ki varsın” dersin. İşte o an, insanın kendini bulduğu andır hayatın en büyük sırrı da budur. ..
Yelda Öğretmen 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BUGÜN NASIL YAŞAMAK İSTİYORUM ?

KELEBEK KANADI SENDROMU 🦋