HAYATIN NERESİNDEN DÖNERSEN KÂR MIDIR?


 Hayatın Neresinden Dönülse Kâr mıdır?

​Edebiyatımızın en derin, en sarsıcı ve ne yazık ki en hüzünlü figürlerinden biridir Nilgün Marmara. Benim de hayatımdaki unutulmaz, yeri doldurulmaz insanlardan, ruhlardan biridir o. Yazdıklarındaki o her an gidecekmiş gibi duran tekinsiz hava, insanı ilk andan itibaren çok derinden yakalar. Şiirlerinde, günlüklerinde o sonu adım adım sezmek, okuyucunun içine işleyen bir ağırlık bırakır. Sylvia Plath üzerine yazdığı tezde kurduğu o meşhur cümle ise, kalbimize saplanan bir kıymık gibidir adeta:
​"Hayatın neresinden dönülse kârdır."
​Kelimelerin ağırlığına ve insanın bazen kendini çok yorgun hissettiği anlara bakarsak, o anlık bir teslimiyetle "Evet, galiba öyle" diyesi geliyor insanın. Hayat bazen o kadar çok hırpalıyor, o kadar çok maske taktırıyor ve naif ruhları o kadar çok yoruyor ki... O yükü bırakıp gitme fikri, dışarıdan bakan kırgın bir göze bir "kâr" gibi görünüyor. Nilgün de dünyayı öyle bir yabancılıkla, öyle bir ağırlıkla hissetti ki, erken bir dönüşü kendince bir kazanç saydı.
​Ama o cümlenin tam karşısına, hayatın o inatçı, o mağrur ve filizlenen tarafını koymak zorundayız.
​Tohumlar hep yarın içindir. Bugün toprak altında, karanlıkta ve sıkışmış hisseden bir tohum, "Buradan dönmek kârdır" deyip çürümeyi seçerse, yarın güneşe uzatacağı o yeşil yaprağı, açacağı o güzelim çiçeği hiç göremez. Toprağın bağrındaki o sancı, aslında gökyüzüne kavuşmanın habercisidir.
​Dünyanın bizim naifliğimize ihtiyacı var. Eğer dünyadaki tüm kırılgan, güzel yürekli ve derin insanlar "hayatın neresinden dönülse kârdır" diyerek erkenden çekilirse; meydan tamamen o ruhları yoran kaba, hırt ve hoyrat dünyaya kalır. Naif kalabilmek, bu dünyada bir yük evet; ama aynı zamanda insanoğluna sunulmuş en zarif hediyedir.
​Hayat tek bir düz çizgiden ibaret değil. Bazen kapkaranlık bir virajı dönüyorsunuz ve arkasından hiç tahmin etmediğiniz bir huzur denizi çıkıyor karşına. Bir çocuğun gözlerindeki o saf ışık, bir dostla paylaşılan sessiz bir kahve, yeni bir umudun heyecanı ya da evdeki saksıda aniden patlayan bir çiçeğin yaprağı... Hayat, tüm o büyük acıların arasında saklanmış, keşfedilmeyi bekleyen küçük, büyülü anların toplamıdır.
​Nilgün Marmara’nın o cümlesi, çok yaralı bir ruhun şiirsel sığınma limanıydı. Onun o derin acısını anlıyor, anısına saygı duyuyoruz;fakat o karanlık limanda demir atıp kalmıyoruz. 

Çünkü hayatın hangi ikliminde olursak olalım; rüzgara karşı direnmek, sevmek, üretmek ve istikbalin toprağına o umut tohumlarını bıkmadan serpmeyle başlar asıl kazanç. Hayat, tüm o gri ağırlığına ve hoyratlığına rağmen, kuytularında sakladığı o küçük, kutsal ışıklar için kalmaya, direnmeye ve menzile doğru yürümeye... Kesinlikle değer.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

İHMALİN İNCELİKLERİ