BİR TATLI HUZUR
BİR TATLI HUZUR
Eskilerin o derin bilgeliğiyle söylediği gibi; “Yüzü güzele doyulur, huyu güzele doyulmaz.” Ne kadar duru ve ne kadar doğru bir tespit... Kabul edelim, güzel bir yüz ilk bakışta insanın gözünü alıyor. Hatta bazen öyle insanlar çıkıyor ki karşınıza, onları görünce zihninizde eşsiz bir fon müziği çalıyor sanıyorsunuz. Fakat ne zaman ki o büyülü sessizlik bozuluyor ve konuşmaya başlıyorlar; işte o an insanın içindeki bütün kemanlar susuyor. Hayat bana şunu öğretti: Dış güzellik sadece bir vitrinden ibaretmiş, iç güzellik ise o evin hiç sönmeyen ışığı...
Bugün bakıyorum da gençler, sadece dış görünüşün o ışıltılı tozuna kapılıp "ne kadar yakışıklı" ya da "ne kadar güzel" diyerek, kalplerin derinliğini ölçmeden bir ömrü birleştirmeye kalkıyorlar. O vitrin güzelliğine aldanıp alelacele kurulan yuvalar, karakterlerin uyuşmazlığına çarpınca ne yazık ki hüsranla sonuçlanıyor. Gençlere en büyük tavsiyem; birinin sadece yüzüne değil, karakterinin kumaşına bakmalarıdır. Çünkü çok yakışıklı insanların kalbinde kibrin ördüğü duvarlar gördüm; dünyaya sanki özel bir siparişle gönderilmiş gibi davranan, aynaya bakmaktan karakterine bakmaya fırsat bulamayan insanlar... Bir de öyleleri var ki; ilk bakışta dikkatinizi çekmez belki ama yanına oturduğunuzda ruhu huzur kokar. Ses tonu yormaz, bakışı incitmez, cümleleri kalbinizin en mahrem köşesine bir sandalye çeker insanın.
Unutmayın ki insan, bir süre sonra gördüğü yüzü değil, o yüzün kendisine ne hissettirdiğini hatırlar. Kimse yıllar sonra “Ne kadar kusursuz bir kaşı vardı” diye özlem duymuyor; ama “Yanında kendim gibi hissederdim” diyebilmek, işte bu asla unutulmuyor. Birinin çok güzel olması artık beni eskisi kadar etkilemiyor, çünkü yaş ilerledikçe şunu fark ediyor insan: Bazı insanlar sadece fotoğraflarda güzel, bazıları ise hayatın tam içinde... Zaten güzellik dediğin şey de bir hayli garip; dünyanın en estetik yüzü bile kötü bir huyun yanında bir süre sonra çiğ bir floresan ışığı gibi gelmeye başlıyor, sadece göz yoruyor. Tatlı dilin, ince düşüncenin ve merhametin verdiği o duru güzelliği hiçbir estetik müdahale veremez. Eğer kalbin güzelse, yüzün zamanla değil; insanlara olan davranışınla parlar. Belki de bu yüzden bazı insanları yıllarca kalbimizden söküp atamıyoruz; çünkü onlar sadece güzel görünmüyorlardı, onlar bize kendimizi çok güzel hissettiriyorlardı.
Hayat geriye doğru bakarak anlaşılır ama ileriye doğru yaşanır derler. Ben de heybeme sığdırdığım bu yıllarla geriye dönüp baktığımda, geride sadece kalbe dokunanların iz bıraktığını görüyorum. Bu yüzden ömür yolculuğunda maskelere değil, ruhlara talip olmak gerek. Göz yoran vitrinlerin ışıltısından uzak, ömrümüze ve dokunduğumuz her hayata bir tatlı huzur verenlerden olmak temennisiyle...

Yorumlar
Yorum Gönder