İÇİMİZDEKİ ESKİ İNSANA SELAM OLSUN
Bazı insanlar hayatımıza misafir gibi gelir…
Ayakkabılarını bile çıkarmadan girerler kalbimize.
Bazılarıysa koltuğa şöyle bir yayılır, kumandayı eline alır, hayatımızın kanalını değiştirir. Üstelik giderken de “Sen çok değiştin.” derler.
İnsan en çok buna şaşırıyor zaten. Yangını çıkaranın, dumandan şikayet etmesine…
Dostoyevski’nin o keskin cümlesi boşuna içimize oturmuyor:
“Bazı sınırlar vardır, geçildi mi dönüşü yoktur.”
Çünkü insan aslında bir anda tükenmez.
Kimse bir sabah uyanıp da “Bugün kırılmaya karar verdim.” demez.
İnsan azar azar yorulur.
Biriken sessizliklerden, yutulan cümlelerden, “boş ver” diye diye içine attığı şeylerden çatlar.
Bir bardağın taşması için son damla gerekir derler ya…
Aslında o son damla suçsuzdur.
Kabahat biraz da yıllardır “Ben idare ederim.” diye dolaşan o iyi niyetli kalptedir.
Ne garip…
İnsan çocukken kırılan oyuncağına ağlar, büyüyünce kırılan kendisine gülümser.
“İyiyim.” der mesela.
Bu kelime bazen dünyanın en kısa romanıdır.
Sonra bir gün biri gelir…
Sadece bir cümle kurar.
Belki küçücük bir bakış atar.
Ve yıllardır ayakta duran iç duvar sessizce çöker.
İşte o an insan kavga etmeyi bile bırakır. Çünkü bazı vedalar bağırarak değil, içinden sessizce çekilerek olur.
Ama hayatın tuhaf bir mizah anlayışı da vardır.
Tam “Ben artık kimseye güvenmem.” dersin, pazarda domates seçerken biri sana “Abla en iyisi alttaki kasada.” diye iyilik yapar.
Bir çocuk sebepsiz yere gülümser.
Otobüste biri yer verir.
Çayın demi tam kararında olur.Kahve sever bu diye biri kahvesiyle çıkar gelir
Ve insanın içine küçücük bir umut düşer.
Demek ki kalp tamamen küsmüyor hayata.
Sadece herkese kapıyı eskisi kadar hızlı açmıyor.
Belki de olgunlaşmak budur.
Her kıranı affetmek değil…
Kime ne kadar yaklaşacağını öğrenmek.
Kendini tüketmeden sevebilmek.
Ve bazı insanları hayatında değil, sadece hatırında tutmak.
Çünkü insan unutmaz.
Sadece acının yerini değiştirir.
İlk zamanlar göğsünde taş gibi duran şey, zamanla cebinde taşıdığı eski bir anahtara dönüşür.
Ara sıra eline gelir…Bakar ki kilit değişmiş yine de atmaz o anahtarı..
Canı yine sızlar ama artık hangi kapının açılmaması gerektiğini biliyordur.
O yüzden belki de her sabahın bize söylediği şey şudur:
“Dün seni yoranları sırtında taşıma. Bazıları hayatına ders olmak için geldi, bir ömür yanında olmak için değil.”
Ve insan bir gün şunu anlıyor.
Bazı kırgınlıklar sizi kötü yapmaz…
Sadece artık herkese eski saflığınızla bakamayacak kadar büyütür sizi..
Çünkü en derin yaraları düşmanlar açmaz çoğu zaman;
“Ben asla yapmam,kıyamam ” diyenler açar.
İşte o yüzden insan bir yerden sonra kimseye kin tutmaz aslında…
Sadece içindeki o eski, saf halinin mezarını sessizce ziyaret eder.

Yorumlar
Yorum Gönder