SAHAYA ÇIKMAYANIN SKORU BELLİDİR
"Cesaret, korkunun yokluğu değil; korkuya rağmen ilk adımı atabilmektir."
— Yelda Öğretmen
Hayat ilginç bir hakem...
Bazen düdüğü hiç beklemediğin anda çalar, bazen de maçı uzatır da uzatır. Ama değişmeyen tek bir kuralı vardır: Sahaya çıkmayanın skor tabelasında yazan sonuç bellidir.
Hükmen mağlubiyet.
Ne gariptir ki çoğumuz kaybetmekten değil, kaybetmiş görünmekten korkuyoruz.
Bu yüzden nice şarkılar söylenmeden susuyor, nice kitaplar yazılmadan çekmecelerde sararıyor, nice hayaller "Belki sonra..." denilerek ömrün en kuytu köşesine bırakılıyor.
Oysa hayat, cesaret edenleri her zaman alkışlamasa da, en azından onlara bir hikâye veriyor.
Denemeyenlere ise sadece "Acaba?" bırakıyor.
İnsan bazen öyle komik bahaneler üretiyor ki...
"Şimdi zamanı değil."
"Biraz daha hazır olayım."
"Ya başarısız olursam?"
İşin tuhafı, bu "biraz daha" denilen gün, takvimlerde bir türlü bulunamıyor.
Bir de mükemmeliyetçiler var.
Çayın demini bekler gibi doğru zamanı bekliyorlar.
Çay soğuyor...
Hayat geçiyor...
Onlar hâlâ "Tam kıvamında başlayacağım." diyor.
Hayat ise fısıldıyor:
"Ben kusursuz başlangıçları değil, cesur başlangıçları seviyorum."
Elbette deneyen herkes kazanmaz.
Bazen düşer.
Bazen canı yanar.
Bazen emek verdiği kapı yüzüne kapanır.
Ama her düşüş, insana yürümeyi yeniden öğretir.
Her reddediliş, doğru kapının nerede olmadığını gösterir.
Kaybetmek can yakabilir.
Fakat hiç denememek, insanın kendi potansiyeline attığı en sessiz imzadır.
Üstelik hayatın en acı yenilgileri, başkalarının bize yaşattıkları değil; kendi kendimize "Yapamam." diyerek vazgeçtiklerimizdir.
Düşünün...
Yüzmeyi öğrenmek isteyen ama suya hiç girmeyen birini...
Piyano çalmak isteyen ama tuşlara dokunmayan birini...
Sevmek isteyen ama kalbinin kapısını içeriden kilitleyen birini...
Hepsinin ortak cümlesi aynıdır:
"Bir gün..."
Oysa hayatın sözlüğünde "bir gün" diye bir tarih yoktur.
Sadece "bugün" ve "artık çok geç" vardır.
Belki de bu yüzden çocuklar bize cesaret dersi veriyor.
Yürümeyi öğrenirken yüzlerce kez düşüyorlar.
Hiçbiri yerde oturup "Galiba bu iş bana göre değil." demiyor.
Ayağa kalkıyorlar.
Bir daha deniyorlar.
Sonra bir daha...
Ve sonunda koşuyorlar.
Belki büyümek, düşmekten korkmayı öğrenmekti.
Belki de yeniden çocuk olabilsek, hayallerimize daha az mazeret, daha çok adım verirdik.
Hayatın sonunda insanlar genellikle denedikleri şeylerden değil, denemeye cesaret edemediklerinden pişman oluyor.
Bu yüzden...
Eğer kaybedecekseniz, deneyerek kaybedin.
Çünkü deneyen insan bazen kazanır, bazen öğrenir.
Ama denemeyen...
Daha ilk düdük çalmadan hükmen yenilmiştir.
Ve unutmayın...
Hayat, tribünde oturup alkışlayanları değil; dizleri yara olsa da sahaya çıkıp o maçı oynamayı seçenleri hatırlar.

Yorumlar
Yorum Gönder