BAŞKALARINI DEĞİL, KENDİNİ OKU




Dünyanın en zor işidir kendini okuyabilmek. Belki de bu yüzden başkalarını okumayı, çözümlemeyi, eleştirmeyi ve yargılamayı tercih ederiz. Çünkü başkasının hayatına bakmak kolaydır; kendi içimize bakmak ise cesaret ister.

Ne ilginçtir ki hepimiz başkalarının hayatları konusunda ne kadar da bilgiliyizdir. Kimin çocuğunu nasıl yetiştirmesi gerektiğini biliriz. Kimin evliliğinde neyin yanlış olduğunu hemen fark ederiz. Arkadaşımızın neden mutsuz olduğunu, komşumuzun neden kilo aldığını, akrabamızın neden yalnız kaldığını, bir başkasının neden işinde başarılı olamadığını birkaç cümlede çözeriz. Hatta bazen hiç kimse bizden yardım istemediği halde onların hayatlarına müdahale etmeyi kendimize görev ediniriz.

Bir bakmışsınız, kahvaltı masasında bir çocuğun eğitiminden sorumlu uzman pedagog oturuyor: "Bu çocuk böyle yetiştirilmez." Öğlen başka bir yerde, arkadaşının evliliğine son noktayı koyan bir ilişki danışmanı: "Ben olsam o insanla bir dakika bile durmam. Sen bir zavallısın !" Akşam sosyal medyada bir paylaşımı görüp bir insanın bütün karakterini analiz eden bir psikolog gibi "Belli ki çok mutsuz." Ertesi gün de bir arkadaşın hayatına teşhis koyan uzman: "Onun asıl sorunu şu..."

Hepimiz başkalarının hayatını düzeltmekte inanılmaz başarılıyız. Ne zaman ne yapmaları gerektiğini, nasıl davranmaları gerektiğini, nerede hata yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Ama iş kendi hayatımıza gelince nedense aynı uzmanlığımızı kaybediyoruz.

Başkalarının hatalarını büyüteçle incelerken kendi hatalarımızı halının altına süpürmekte ustalaşıyoruz. Üstelik halının altı da epey kalabalık… Ama olsun, başkasının halısının altı daha çok ilgimizi çekiyor.

Çünkü insanın kendini okuması gerçekten zor.

Kendini okumak, kendi hikayene dışarıdan bakabilmektir. "Ben neden böyle davranıyorum?" diye sorabilmektir. Neden bu kadar çabuk öfkelendiğini, neden sürekli haklı olmak istediğini, neden bazı insanların davranışlarının seni bu kadar rahatsız ettiğini düşünmektir. Belki de en zor olanı, başkasında eleştirdiğin bir özelliğin sende de küçük bir izinin olabileceğini kabul etmektir.

Başkalarına "Sen çok alıngansın." Fazla hassassın demek kolaydır. Peki ya biz, en küçük bir eleştiride neden hemen savunmaya geçiyoruz?

"Sen biraz sakin olmalısın." demek kolaydır. Peki ya biz, öfkelendiğimizde kendimizi ne kadar kontrol edebiliyoruz?

"Çocuklar artık çok saygısız." demek kolaydır. Peki ya biz, çocukları gerçekten dinliyor muyuz?

"Eşim beni hiç anlamıyor." demek kolaydır. Peki ya biz, onu anlamak için ne kadar çaba gösteriyoruz?

"İnsanlar çok değişti." demek kolaydır. Peki ya biz, kendimize hiç dönüp baktık mı? Biz değiştik mi?

Belki de hayatımızda ilk kez başkalarının aynasından uzaklaşıp kendimize bakmanın zamanı gelmiştir.

Bugün bir çılgınlık yapalım.

Başkalarını düzeltmeye çalışmak yerine kendimizi okumaya başlayalım.

Bir gün boyunca kimseye "Sen şöyle yapmalısın." demeyelim. Birinin hayatına dair yorum yapmadan önce kendi hayatımızı düşünelim. Başkasının hatasını gördüğümüzde hemen yargılamak yerine, "Acaba ben hiç böyle bir hata yaptım mı?" diye soralım.

Çünkü kendini tanımaya başlayan insan, başkalarını daha az yargılar.

Bir insanın neden sessiz kaldığını bilmeden ona kibirli dememeyi… Birinin neden uzaklaştığını bilmeden "Değişti." diye kestirip atmamayı… Bir insanın hayatındaki tek bir hataya bakıp onun bütün hikayesini yargılamamayı…

Çünkü kendini okuyan insan bilir ki herkesin görünmeyen bir hikayesi vardır.

Hepimizin kimseye anlatmadığı mücadeleleri, geceleri içimizden geçirdiğimiz düşünceleri, sessizce taşıdığımız yükleri, pişmanlıkları ve yeniden başlama cesaretleri vardır. Dışarıdan gördüğümüz bir insanın hayatının tamamını, yalnızca bize gösterdiği birkaç sayfadan ibaret sanmak büyük bir yanılgıdır.

Belki de bu yüzden, başkalarının hayatına çeki düzen vermeden önce kendi içimize küçük bir uğramalıyız. İçimizde yıllardır açmadığımız çekmeceleri karıştırmalıyız. Unuttuğumuzu sandığımız kırgınlıkları, yüzleşmekten kaçtığımız korkuları, kabul etmek istemediğimiz gerçekleri bulup çıkarmalıyız.

Kendini okumak, kendini suçlamak değildir. Kendine dürüstçe bakabilmektir. Eksiklerini görürken kendinden nefret etmemektir. Hatalarını kabul ederken kendini yalnızca hatalarından ibaret görmemektir. "Ben buyum, değişmem." demek yerine, "Ben böyleyim ama istersem değişebilirim." diyebilmektir.

İnsan kendini okumaya başladığında hayatındaki pek çok şey de değişmeye başlar. Daha az yargılar, daha çok anlamaya çalışır. Daha az konuşur, daha çok dinler. Daha az müdahale eder, daha çok kabul eder. Çünkü anlar ki herkes kendi hayatının sınavından geçmektedir.

Belki de yıllardır başkalarında değiştirmeye çalıştığımız şeylerin bir kısmını önce kendimizde değiştirmemiz gerekiyordur.

Belki de başkalarının hayatını düzeltmeye çalışırken kendi hayatımızı yaşamayı unutuyoruzdur.

O yüzden bugün bir çılgınlık yapın.

Başkalarının kitabını kapatın ve kendi kitabınızı açın.

Kendinizi okuyun.

Yavaşça, sabırla, dürüstçe ve önyargısızca…

Bazı sayfalarınızı çok seveceksiniz. Bazı sayfaları okurken utanacaksınız. Bazılarında "Ben bunu neden böyle yaptım?" diyeceksiniz. Bazı sayfalarda ise kendinize kızmak yerine kendinize sarılmak isteyeceksiniz.

Hepsi sizin.

Çünkü insan, kendini okuyabildiği gün gerçekten büyümeye başlar. Başkalarını değiştirmeye çalışmaktan vazgeçip kendine dokunabildiği gün gerçek farkındalık başlar.

Belki de hayatımız boyunca okuyacağımız en önemli kitap, yıllardır elimizde tuttuğumuz ama bir türlü açmaya cesaret edemediğimiz kitaptır.

Kendimiz.

Başkalarını okumayı, eleştirmeyi ve düzeltmeyi bir kenara bırakalım.

Ve ilk kez kendimizi okumaya başlayalım.

Belki de yıllardır aradığımız cevaplar, başkalarının hikayelerinde değil; hiç açıp okumaya cesaret edemediğimiz kendi içimizdedir.

Çünkü insan, kendini gerçekten okumaya başladığı gün, hayatının en güzel hikayesini yazmaya da başlar.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

TAŞTAN KUŞ OLMAZ