SÛKUT ERDEMDİR


 Bugün okuduğum en güzel sözlerden biriydi:

“Hatır hiç edilmişse, tavır elzemdir.
Kelâm kifâyetsizse, sükût erdemdir.”

Ne kadar zarif söylenmiş, değil mi?
Bazı cümleler vardır, insanın içinden geçip gider. Bazılarıysa gelir, tam kalbin bir köşesine oturur. Sonra da oradan kalkıp hayatımızdaki bazı insanlara, bazı ilişkilere, bazı susuşlara bakmamızı sağlar.
Bu söz de öyle…
Çünkü insan zamanında çok konuşur, çok anlatır ama karşısındakine hiçbir şey anlatamaz. Bazen de tek bir bakışla koca bir romanı özetler.
Hayat, bize zamanla şunu öğretiyor:
Her söz söylenmek zorunda değil.
Her yanlış düzeltilmek zorunda değil.
Her insana kendimizi anlatmak zorunda hiç değiliz.
Çünkü bazı insanlara ne kadar güzel cümleler kurarsanız kurun, onlar kelimelerin taşıdığı anlamı değil, kendi zihinlerinde kurdukları anlamı duyarlar.
Hani bazıları vardır…
Onlara saatlerce derdinizi anlatırsınız. En sonunda size şöyle derler:
“Sen de çok alıngansın!”
İşte o anda insanın içinde küçük bir edebiyat öğretmeni uyanır ve şöyle demek ister:
“Hayır, ben alıngan değilim. Senin davranışın kırıcı, benim kalbim de hâlâ çalışıyor.”
Ama bunu söylemezsiniz.
Çünkü bazen insanın söyleyecek sözü vardır da, muhatabına ayıracak enerjisi yoktur.
İşte orada sükût devreye girer.
Sükût, yenilmek değildir.
Bazen insanın kendine verdiği en büyük değerdir.
“Ben artık kendimi sana anlatmayacağım.” demenin en zarif hâlidir.
Çünkü bazı tartışmaların kazananı yoktur. Sadece kaybedilen zaman vardır.
Üstelik bazı insanlarla tartışırken, haklı çıkmak bile insanı mutlu etmez. Çünkü karşınızdaki kişi gerçeği anlamaya değil, mutlaka haklı çıkmaya gelmiştir.
Oysa hayat kısa…
İnsan, her yanlış anlaşılmasını düzeltmeye çalışırken doğru insanlarla geçireceği zamanı kaybediyor.
Bir de hatır meselesi var.
Hatır dediğimiz şey, insan ilişkilerinin görünmeyen harcıdır. Bir dostun hatırı için susarsınız. Bir büyüğün hatırı için alttan alırsınız. Bir sevdiğinizin kalbi kırılmasın diye kendi cümlenizi yutarsınız. Birilerinin keyfi konforu bozulmasın diye deprem yaratan olmak istemezsiniz ..
Ama…
Hatır, tek kişinin omuzlarında taşınan bir emanet değildir.
Siz sürekli onun hatırını gözetiyor, o sürekli sizin kalbinizi hiçe sayıyorsa bir yerde insanın omuzları yorulur.
Çünkü hatır görmek güzeldir ama hatır bilmek daha güzeldir.
Ve bazen bir insanın size verdiği değeri, söylediklerinden çok, sizin kırıldığınızda ne yaptığı gösterir.
Özür diliyor mu?
Anlamaya çalışıyor mu?
“Ben seni kırmak istememiştim.” diyebiliyor mu?
Yoksa hemen savunmaya geçip, bütün suçu sizin hassas kalbinize mi yüklüyor?
İşte insanın tavrı da size verdiği değer de tam da burada belli olur.
Hatır hiç edilmişse, tavır elzemdir.
Tavır dediğimiz şey de her zaman kapıyı çarpıp gitmek değildir.
Bazen sadece eskisi kadar yakın olmamaktır.
Bazen her şeye yetişmemektir.
Bazen bir zamanlar uzun uzun anlattığınız şeyleri artık anlatmamaktır.
Bazen de aynı masada oturup, hayatı akışa teslim edersiniz ..
İnsan değiştiğinde bunu herkes fark etmez.
Ama siz fark edersiniz.
Bir gün bakarsınız, eskiden saatlerce konuştuğunuz insanla artık havadan sudan bile konuşamıyorsunuz.
Ne kavga etmişsinizdir ne küsmüşsünüzdür.
Sadece içinizde bir şey yer değiştirmiştir.
İşte buna bazen mesafe deyin…
Bazen de olgunlaşmak
Çünkü insan yaş aldıkça şunu öğreniyor:
Her kapıyı çalmak zorunda değiliz.
Her gönülde yer almak zorunda değiliz.
Sizi anlamayan herkese kendinizi anlatmak zorunda değilsiniz.
Ve en önemlisi…
Sizi sürekli kıran birinin, geçmişte sizi çok güldürmüş olması; bugün canınızı acıtmasına sonsuza kadar izin vermenizi gerektirmiyor.
Ne güzel demişler:
Hatır hiç edilmişse, tavır elzemdir.
Kelâm kifâyetsizse, sükût erdemdir.
Belki de hayatın inceliklerinden biri tam olarak budur.
Ne zaman konuşacağımızı bilmek kadar, ne zaman susacağımızı bilmek…
Ne zaman kalacağımızı bilmek kadar, ne zaman bir adım geri çekileceğimizi bilmek…
Ve en önemlisi, kime ne kadar gönül vereceğimizi bilmek.
Çünkü insan herkese aynı mesafeden bakamaz.
Kimi insanla aranıza bir sandalye koyarsınız, kimiyle bir şehir…
Kimiyle de sadece bir “görüldü” mesafesi yeterlidir. 😊
Ve bazen en asil cevap, hiç cevap vermemektir.
Çünkü bazı insanlar sizin sessizliğinizi zayıflık sanabilir.
Olsun…
Bırakın sansınlar.
Siz bilin ki bazen susmak, söyleyecek söz bulamamak değil;
Söylenecek sözün artık hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini anlamaktır.
İşte o zaman insan, kelimelerden çekilir…
Ve tavrıyla konuşur.
Hatırınızı bilmeyene kendinizi anlatmayın.
Sözünüzü anlamayana cümlenizi çoğaltmayın.
Kalbinizi incitene, kalbinizin bütün kapılarını ardına kadar açık bırakmayın.
Değerinizi görmeyene kendinizi ispat etmeye çalışmayın.
Sizi sürekli kırana, neden kırıldığınızı defalarca anlatmayın.
Gönlünüzü yoranı, sırf geçmişte güzel günleriniz oldu diye hayatınızın başköşesinde tutmayın.
Sizi dinlemeyene içinizi dökmeyin.
Varlığınızı yalnızca ihtiyaç duyduğunda hatırlayana, yokluğunuzu fark etmesini bekleyerek kendinizi eksiltmeyin.
Bir kez değil, defalarca aynı yerden yaralayan insanlara, her seferinde yeni bir mazeret bulup yaşananları mantığa büründürmeyin.
Sizi küçümseyenin yanında büyümeye çalışmayın.
Gittiğinizde arkanızdan değil, yanınızdayken kıymetinizi bilmeyenlere dönüp bakmayın.
Ve en önemlisi…
Sizin kalbinize iyi gelmeyen hiçbir yerde, sırf alışkanlık diye ömrünüzü tüketmeyin.
Çünkü bazılarına verilecek en güzel cevap bir cümle değil…
Kendinize zamanında vermediğiniz değeri, bugün kendinize vermeye başlamaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

TAŞTAN KUŞ OLMAZ