SEN KENDİNİ UNUTSAN BİLE ..

 

SEN UYURKEN BİLE BEDENİN SENİ UNUTMUYOR

İçimizdeki minik kargocular, dev enerji santralleri ve bizi korumaya çalışan sessiz bir şehir var içimizde .Ne muazzam bir yapı bin şükürle...

Gece oldu.

Telefonu ,TV yi bıraktın.

 Işığı kapattın.

 Gözlerini kapattın.

Sen uyudun.

Peki ya bedenin?

O uyumadı.Hala uyanık..

Sen dünyadan birkaç saatliğine uzaklaşırken, içinde bambaşka bir dünya çalışmaya devam etti.

Kalbin atmaya devam etti.

 Akciğerlerin nefes aldı.

 Beynin gün boyunca yaşadıklarını işlemeye devam etti.

 Bağışıklık sistemin devriye gezdi.

 Hücrelerin onarım yaptı.

 Milyonlarca küçük molekül görevine devam etti.

Ve bütün bunları yaparken senden tek bir şey istedi:

Bırak beni çalışayım .

Bedenimizi çoğu zaman tek bir bütün olarak düşünüyoruz.

“Ben.”

Ama aslında “ben” dediğimiz şey, inanılmaz büyük bir organizasyonun sonucu.

Milyarlarca hücre...

Her biri farklı bir görev üstlenmiş.

Kimi enerji üretiyor, kimi protein yapıyor, kimi mesaj taşıyor, kimi savunma yapıyor, kimi eski ve hasarlı parçaların ortadan kaldırılmasına yardım ediyor.

Ve bütün bu şehirde inanılmaz yollar var.

Bu yolların üzerinde de küçük taşıyıcılar dolaşıyor.

İşte onlardan biri:

Minik kargocu Kinesin.



Kinesini gözünün önüne minicik bir işçi olarak getir.

İki ayağı varmış gibi...

Hücrenin içinde mikrotübül adı verilen yolların üzerinde ilerliyor.

Bir ayağı önde.

Diğeri arkada.

Sonra...

Adım.

Diğer ayağı öne geliyor.

Adım.

Tekrar...

Adım.

Ve bunu yaparken hücrenin içinde çeşitli kargoların taşınmasına yardım ediyor.

Sen bunu hissetmiyorsun.

Görmüyorsun.

Ama o çalışıyor.

Sen gülerken de...

Sen ağlarken de...

Sen uyurken de...

O kendi işini yapıyor.

Ne kadar tuhaf ve güzel değil mi?

Biz bazen kendimizi yalnız hissediyoruz.

Oysa bedenimizin içinde, hayatımız boyunca bizim için çalışan devasa bir ekip var.


──


İÇİMİZDEKİ DEV SANTRAL

Sonra başka bir yere gidiyoruz.

Hücrenin içine...

Orada küçük ama olağanüstü yapılar var.

Mitokondriler.

Onlara çoğu zaman hücrenin “enerji santralleri” denir.

Çünkü hücrenin kullanabileceği enerjinin önemli bir bölümünün üretilmesine yardımcı olurlar.

Kalbinin atması için enerji gerekiyor.

Beyninin çalışması için enerji gerekiyor.

Kaslarının hareket etmesi için enerji gerekiyor.

Hücrelerinin görevlerini sürdürebilmesi için enerji gerekiyor.

Ve sen bütün bunları düşünmeden yaşarken...

İçindeki küçük santraller çalışıyor.

Sen yürüyüşe çıktığında...

Onlar çalışıyor.

Sen merdiven çıktığında...

Onlar çalışıyor.

Sen uyurken...

Onlar yine çalışıyor.

Bazen kendi bedenimizi o kadar eleştiriyoruz ki...

Aynaya bakıp beğenmediğimiz yerleri görüyoruz.

Kilo aldığımızda kızıyoruz.

Yorulduğumuzda kendimizi suçluyoruz.

Yaşlandığımızda bedenimize öfkeleniyoruz.

Oysa aynı beden...

Her saniye bizim için elinden geleni yapıyor.


───


PEKİ ÜZÜLDÜĞÜMÜZDE NE OLUYOR?

İşte hikâyenin en ilginç yerlerinden biri burası.

Bir haber alıyorsun.

Birini kaybediyorsun.

Korkuyorsun.

Endişeleniyorsun.

Kızıyorsun.

Beynin yaşanan şeyi değerlendiriyor.

Eğer bunu bir tehdit veya yoğun stres olarak algılarsa bedenin alarm sistemleri devreye girebiliyor.

Sinir sistemin harekete geçiyor.

Hormonların değişiyor.

Kalbin daha hızlı atabiliyor.

Nefesin değişebiliyor.

Kasların gerilebiliyor.

Miden etkilenebiliyor.

Çünkü bedenin sana düşman değil.

Seni korumaya çalışıyor.

Sanki beyninin içinden küçük bir ses şöyle diyor:

“Dikkat. Bir şey oldu. Hazır ol.”

Bu sistem çok eski.

Bedenimiz tehlikeler karşısında hayatta kalabilmek için böyle karmaşık mekanizmalar geliştirmiş.

Ama bugün karşılaştığımız streslerin hepsi bir aslan gibi fiziksel bir tehdit değil.

Bazen bir telefon mesajı.

Bazen bir tartışma.

Bazen ekonomik kaygı.

Bazen bir hastalık haberi.

Bazen geçmişten kalan bir yara...

Beden ise her zaman bununla baş etmek için aynı alarm sistemlerinden bazılarını kullanabiliyor.

İşte bu yüzden uzun süreli stres bizi yorabiliyor.

Ama bedenin bir de freni var .

Neyse ki hikâye sadece alarmdan ibaret değil.

Bedenimiz stres sonrasında yeniden dengeye dönmeye çalışan sistemlere de sahip.

Güvenli bir ortama geçtiğinde...

Nefesini yavaşlattığında...

Dinlendiğinde...

Uyuduğunda...

Sevdiğin biriyle konuştuğunda...

Bedeninin sakinleşmesine yardımcı olan mekanizmalar yeniden ağırlık kazanabiliyor.

Yani beden sadece “alarm” bilmiyor.

Dengeyi de biliyor.

Bazen bizim ona biraz zaman vermemiz gerekiyor.


───


O ZAMAN KENDİMİZE NASIL DAVRANIYORUZ?

Şimdi bir an dur.

Bedenini düşün.

Sana yıllardır eşlik eden o bedeni...

Çocukluğundan beri taşıdığın...

Üzüldüğünde gözyaşı döken...

Korktuğunda kalbini hızlandıran...

Yorulduğunda seni uyumaya çağıran...

Acıktığında haber veren...

Susadığında sinyal gönderen...

Hastalandığında seni uyaran...

Ve sen uyurken bile işini bırakmayan bedeni...

Ona nasıl davranıyorsun?

Sürekli kusur mu arıyorsun?

Yoksa onunla arkadaş olmaya çalışıyor musun?

Belki de kendimize şefkat göstermenin ilk adımı,

bedenimizin bize düşman olmadığını anlamaktır.


───


BEDENİNİ DİNLE

Yorgunsan dinlen.

Susadıysan su iç.

Açsan beslen.

Uykun geldiyse mümkün olduğunca uyu.

Hareket edebiliyorsan hareket et.

Nefes al.

Güneşe çık.

Sevdiklerine sarıl.

Canın acıyorsa “geçer” deyip sürekli erteleme.

Bedeninin verdiği sinyalleri küçümseme.

Ama onları kendi kendine teşhis koymak için de kullanma.

Çünkü bedenini tanımak;

her belirtiden korkmak değil, gerektiğinde yardım istemeyi bilmektir.

Doktora gitmek de kendine şefkattir.

Kontrol yaptırmak da.

Dinlenmek de.

Bazen “Hayır” demek de.


───


SEN KENDİNİ UNUTSAN BİLE...

Bir gün kendine çok kızabilirsin.

Yeterince iyi olmadığını düşünebilirsin.

Yaşlandığın için üzülürsün.

Bedeninin eskisi gibi olmadığını fark edersin.

Ama o sırada...

İçinde birileri hâlâ çalışıyordur.

Minik kargocu kinesin yolunda ilerliyordur.

Mitokondrilerin enerji üretmeye devam ediyordur.

Hücrelerin görevlerini sürdürüyordur.

Beynin seni korumaya, düzenlemeye ve hayatta tutmaya çalışıyordur.

Kalbin...

Belki milyonlarca kez attığı halde...

Hâlâ atıyordur.

Ve bütün bunlar olurken senden kusursuz olmanı istemez.

Sadece yaşamaya devam etmeni ister.

Belki de bu yüzden aynaya baktığında ilk kez başka bir şey söylemelisin:

“Bedenim...

Seni yıllardır eleştirdim.

Oysa sen yıllardır benim yanımdaydın.

Bana kızdığım günlerde bile çalıştın.

Seni sevmediğim günlerde bile beni taşıdın.

Seni yorduğumda bile beni bırakmadın.

Bundan sonra sana daha iyi davranacağım.”


───


VE SONRA...

Gece yeniden gelir.

Işığı kapatırsın.

Gözlerini kapatırsın.

Sen uyursun.

Ama içeride hayat devam eder.

Minik kargocular yollarında yürür.

Küçük santraller enerji üretir.

Hücreler görevlerini sürdürür.

Beynin sessizce çalışır.

Kalbin atar.

Nefesin devam eder.

Ve bedenin...

senden hiçbir şey istemeden, seni bir gece daha hayata taşır.

Belki de insanın kendine söyleyebileceği en güzel cümlelerden biri şudur:

“Sen kendini unutsan bile, bedenin seni unutmuyor.”


Bu yüzden...

Kendine biraz daha şefkatle yaklaş.

Hayat üstüne geldiğinde,

 herkes seni üzdüğünde,

 kendine bile yabancılaştığında

 seni sessizce taşımaya devam eden

 bir bedenin var.

Sen onu unutsan da

 o seni unutmuyor.

Sen ona kızsan da

 o senin için çalışmaya devam ediyor.

Yıllar geçiyor, insanlar geliyor, insanlar gidiyor...

 Hayat değişiyor, yüzün değişiyor, bedenin değişiyor.

Ama doğduğun günden beri

 seninle olan,

 her nefesinde, her adımında, her gecende

 sana eşlik eden biri var:

Bedenin.

Belki de hayatındaki

en uzun arkadaşlığı onunla kuruyorsun.

Öyleyse onu sadece aynada gördüğün şekliyle değil,

 içinde senin için durmadan çalışan

 o muazzam dünyayla sev.

Ona iyi bak.

 Onu dinle.

 Onu affet.

 Ona teşekkür et.

Çünkü...

Herkes seni bırakabilir.

 Hayat bazen seni yorabilir.

 Ama seninle birlikte yaşlanacak olan

 tek arkadaşın bedenindir.

Ve sen kendini unutsan bile...


İnsan kendi bedenini sevmeyi öğrendiğinde, kendisiyle,hayatla olan ilişkisi de değişiyor.

Bedenini sevmeyi öğrenmek; kusursuz olmak değil.

Onu dinlemek, ihtiyaçlarını fark etmek, yorulduğunda dinlendirmek, hastalandığında yardım istemek ve yıllardır seni taşıdığı için ona teşekkür edebilmek...

Ne güzel bir yolculuk bu…

Kendine dönmek, kendini tanımak, bedenine teşekkür etmek ve sonunda kendinle dost olmak.


SEN KENDİNİ UNUTSAN BİLE BEDENİN SENİ ASLA UNUTMAZ. 🫂🧬💗


— Yelda KUŞCU KILIÇARSLAN Yeldaca Şeyler


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

TAŞTAN KUŞ OLMAZ