DİLİN YARA MI ŞİFA MI ?
DİLİN YARA MI, ŞİFA MI?
“Bilmiyorum” diyebilmek, zekânın terbiyesidir.
Her şeyi biliyormuş gibi davranmak yerine, bilmediğini kabul edebilmektir.
Çünkü insanın zihni, “Ben zaten biliyorum.” dediği yerde öğrenmeye kapanır.
“Yanılmışım” diyebilmek, egonun terbiyesidir.
Kendi fikrinin değişmez bir gerçek olmadığını kabul etmektir.
Bazen haklı olmaktan daha değerlidir, gerçeğin yanında durabilmek.
“Özür dilerim” diyebilmek,oluşmuş karakterin terbiyesidir.
Ama öyle kuru kuruya değil…
Arkasından bir “ama sen de…” getirmeden.
Çünkü “Özür dilerim ama…” cümlesinin özrü, genellikle ilk üç kelimeden sonra valizini toplayıp gitmiştir.
“Nasıl düzeltebilirim?” diyebilmek ise insanlığın terbiyesidir.
Sadece pişman olmak değil, verdiği zararı onarmaya gönüllü olmaktır.
“Ben böyleyim.” demek' sorumluluk almam'ın Türkçesidir .
Zor olan, “Böyle davrandım ama daha iyisini seçebilirim.” diyebilmektir.
“Seni dinliyorum.” diyebilmek, sevginin terbiyesidir.
Karşımızdaki konuşurken kafamızın içinde cevabı hazırlamayı bırakabilmektir.
Çünkü bazılarımız insanları dinlemiyor; sadece kendi sırasının gelip alt etmeyi bekliyor.
“Seni anlıyorum.” diyebilmek, empatinin terbiyesidir.
Her şeyi yaşamış olmak gerekmez.
Bazen anlamak için aynı acıyı çekmek değil, karşındakinin acısına saygı duymak yeterlidir.
“Teşekkür ederim.” diyebilmek, gönlün terbiyesidir.
İyiliği görev, ilgiyi mecburiyet, emeği zaten yapılması gereken bir şey sanmamaktır.
“Sana ihtiyacım var.” diyebilmek, güçlü olmanın terbiyesidir.
Çünkü güçlü insan hiç kimseye ihtiyaç duymayan değil;
gerektiğinde el uzatmayı da el istemeyi de bilen insandır.
Ama biz insanız işte…
Bu kavramların çoğunu içimizde saklamayı,
sonra da karşımızdakinin bunları bize göstermesini beklemeyi pek severiz.
“Beni anlamıyor.” deriz;
ama kendimiz anlamaya çalışmış mıyız, pek bakmayız.
“Benden özür dilemedi.” deriz;
ama bizim özrümüz hâlâ “ama sen de…” ile devam ediyordur.
“Bana teşekkür etmiyor.” deriz;
ama bizim dilimizde teşekkür, sanki piyango bileti ikramiyesi çıkması kadar nadir bir şeydir. 😄
“Bana saygı göstermiyor.” deriz;
ama sesimizi yükseltirken saygının da bizimle birlikte odadan çıktığını fark etmeyiz.
Ve en acıklısı…
Başkalarının bize vermesini beklediğimiz ne varsa, çoğu zaman kendimiz vermeyi unutuyoruz.
Nezaket bekliyoruz ama dilimizi sertliğe alıştırıyoruz.
Sevgi bekliyoruz ama sevgimizi göstermeyi “karşı taraf önce davransın” şartına bağlıyoruz.
Anlayış bekliyoruz ama dinlemeyi bilmiyoruz.
Sadakat bekliyoruz ama kırıldığımızda kapıyı ilk kapatan biz oluyoruz.
İkinci şansı bekliyoruz ama başkasına birinci hatada mahkeme kuruyoruz.
Oysa…
Dilini korkak alıştırma.
“Teşekkür ederim.” de.
“Özür dilerim.” de.
“Seni seviyorum.” de.
“Seni kırdım.” de.
“Haklısın.” de.
“Bilmiyorum.” de.
“Yanılmışım.” de.
“Yardımına ihtiyacım var.” de.
Nezaketten korkma.
İyilik yapınca küçülmezsin.
Özür dileyince yenilmezsin.
Sevdiğini söyleyince güçsüzleşmezsin.
Hatanı kabul edince değerinden bir şey kaybetmezsin.
Tam tersine…
İnsanın gerçek gücü, kendini kusursuz göstermesinde değil; kusurlarıyla dürüstçe yüzleşebilmesindedir.
Belki de insan olmanın en güzel terbiyesi;
Karşımızdakinden beklediğimiz bütün güzel davranışları,
önce kendi dilimize ve kendi kalbimize,özenle yetiştirdiğimiz çocuklarımıza öğretmek.
Çocuğuna sadece “sus, cevap verme, alttan al” demeyi öğretme!
Ama “vur, karşılık ver, ağzının payını ver” diyerek de öfkeyi güç sanmasına yol açma.
Ona “Hayır.” demeyi öğret.
“Bunu istemiyorum.” demeyi öğret.
"Sınırlarıma saygı duy "demeyi öğret.
“Bana böyle konuşamazsın.” diyebilmeyi öğret.
Ama aynı zamanda “Seni kırdım, özür dilerim.” diyebilmeyi de öğret.
Çünkü kendini savunmak başka, başkasını incitmek çok başka şeydir.
Dünya,
“Önce o yapsın.” diyen insanlarla değil;
“Ben başlayayım.” diyebilen insanlarla güzelleşiyor.
Nezaket zayıflık değildir.
Özür yenilgi değildir.
Bilmediğini söylemek cehalet değildir.
Sevdiğini söylemek mahcubiyet değildir.
Hata yapmak insanlıktır.
Hatasını düzeltmeye çalışmak ise insan olmanın terbiyesidir.
Belki hepimizin biraz daha ihtiyacı olan şey,
daha çok konuşmak değil…
Dilimizi biraz daha nezakete,
egomuzu biraz daha tevazuya,
kalbimizi biraz daha merhamete alıştırmak.
Çünkü insan, en çok da kendine yakışan davranışları tekrar ettikçe insan oluyor…
Şimdi aynaya değil, diline bak.
Bugüne kadar kaç yaraya dokundun, kaçına şifa oldun?

Yorumlar
Yorum Gönder