UNUTMALI MI UNUTULMAMALI MI ?
"Unutmak mümkün mü? Unutabildiniz mi?"
Şöyle bir durdum. Bilgisayar olsak kolay. Seçersin o "hatırlanmaması gereken" klasörünü, sağ tıklarsın, Çöp Kutusuna Gönder, sonra da Çöp Kutusunu Boşalt. Windows sana o meşhur soruyu sorar: "Bu ögeleri kalıcı olarak silmek istediğinizden emin misiniz?" Evet dersin, biter. Tertemiz bir sabit disk, sıfır kilometre bir hafıza.
Ama insan hafızası öyle çalışmıyor işte. Bizim içimizde o "Kalıcı olarak sil" butonu yok. Olsaydı da muhtemelen o butona basarken elimiz titrerdi.
Unutmak Mı, Yoksa Alışmak Mı?
Sorunun dürüst cevabıyla başlayalım: Hayır, tamamen unutmak diye bir şey yok. Sadece tozlanmak var.
Beynimiz, hayatımızın o zor, kırılgan veya hüzünlü anlarını tamamen yok etmiyor; onları ruhumuzun tavan arasındaki eski bir sandığa kaldırıyor. Zaman geçtikçe o sandığın üzeri tozlanıyor, açılması zorlaşıyor. Arada bir ayağımız takılıyor, canımız acıyor ama ilk günkü gibi kanatmıyor.
Geçmişte çekilen o keskin aşk acısı, o tertemiz ilk güvenin ilk kez sarsıldığı o tekinsiz zemin ve hayatımızda "Asla yapmaz" dediğimiz ne varsa hepsini tek tek yapıp "Ben senin sandığın o kişi değilim" diye gözümüzün içine sokanlar... Evet, canımız çok yandı, kabul. Ama acı da olsa o geçmiş sayesinde, bugün ayakta dimdik duran birer tecrübe abidesi olduk ,artık hayat sahnesindeki o sinsi "kırmızı bayrakları" kilometrelerce öteden okuma, gelişinden tanıma yetisi kazandık. Rehberimiz kalbimizdi, şimdi yanına bir de fırtınalardan sağ çıkmış bir aklın pusulasını ekledik.
Zaten her şeyi unutsaydık, bugünkü "biz" olabilir miydik ? Bizi büyüten, olgunlaştıran, hatta o "bir daha asla" dedirten sınırları çizdiren şey, tam olarak o hatırlamak istemediğimiz anılar ve hayal kırıklıkları değil mi? Acı bir tecrübeyi hafızadan silip atmak, aldığın en pahalı dersin faturasını yırtıp atmaya benzer; fatura yok olur ama bedeli zaten ödenmiştir.
Kayıtlardan Silmeli miyiz?
Gelelim o can alıcı soruya: Hatırlanmaması gereken anıları kayıtlardan silebilseydik, silmeli miydik?
Teknolojik olarak bir gün bu mümkün olsa bile, bence o düğmeye basmamalıyız. Neden mi?
Bugünki mizahı kaybederdik.Bugün arkadaş ortamlarında "Ya ne salakmışım, neler yapmışım/neleri dert etmişim" diye gülerek anlattığımız şeylerin hepsi, zamanında canımızı yakan o anılardan çıkıyor. Acı + Zaman = Mizah formülü tam olarak buradan besleniyor.Ruhun da bir bağışıklık sistemi var. Geçmişteki kırgınlıklar, maskesi düşen insanlar, o sarsılan güvenler ve nihayetinde o tehlike sinyallerini erkenden fark etmemizi sağlayan kırmızı bayraklar, gelecekteki fırtınalara karşı ruhumuza aşı yapar. O anıları silersek, hayata karşı tamamen savunmasız kalırız.
Şiirler, şarkılar, derin sohbetler hep o "unutulamayanların" bıraktığı boşluklarda filizlenir. Kusursuz ve pürüzsüz bir hafıza, çok sıkıcı bir hayat demektir.
Farkındalık notu olsun şuracıkta;
Unutamadıysanız, tebrikler; insansınız. Hafızanız görevini yapıyor. Önemli olan o anıların varlığı değil, bugünkü hayatımızın direksiyonunu onlara teslim edip etmediğimizdir.
Bırakın o eski kayıtlar, o "yapmaz" deyip de yapanların bıraktığı izler ve bize insan sarrafı olmayı öğreten o kırmızı bayraklı hatıralar içeride bir yerde dursun. Arada bir tozunu alır, "Vay be, kimleri hayatımdan elemiş, ne tehlikeli virajlardan dönmüşüm" der, kendimize okkalı bir kahve koyar ve daha güçlü, daha bilge adımlarla yürümeye devam ederiz.
Siz ne dersiniz? Eğer elinizde sihirli bir silgi olsaydı, geçmişinizden tek bir günü bile tamamen silmeye cesaret edebilir miydiniz? Yoksa o kırmızı bayrakları görmeyi öğrenen bugünkü gözlerinizden öper miydiniz?

Yorumlar
Yorum Gönder