DOSTLUĞUN AYAK SAYISIYLA İLGİSİ VAR MI ?
“Dört ayaklıların dostluğu, iki ayaklılarınkinden daha sağlamdır.”
Bir zamanlar bu cümle bana biraz haksızlık gibi gelirdi. İnsanlara karşı söylenmiş acele bir hüküm, duygusal bir abartı sanırdım.
Sonra bir hayat geçtiyse içinden...
İnsanlar geçer,sözler geçer, suskunluklar geçer.
Kırılan güvenler, yarım kalan cümleler, açıklanmaya çalışılırken daha da büyüyen yanlış anlamalar geçer.
Ve bir gün fark edersiniz ,
Belki de bazı gerçekler, insanın canı biraz yandıktan sonra anlaşılabiliyor.
Hayatta bazı şeyleri geç öğreniyoruz çünkü...
Çayın ince belli bardakta daha güzel olduğunu,
Çocukların en doğru soruları sorduğunu,
Ve dört ayaklı dostlarımızın dostluk konusunda biz insanlardan birkaç adım önde olduğunu...
Bir köpek sizi gördüğünde sevincini saklamaz.
İçinden geçenle yüzünde görünen arasında mesafe yoktur onun.
Ne hissettiyse odur.
Kuyruğu onun dili, bakışları cümlesidir.
Özlediyse özlemiştir, sevindiyse sevinmiştir.
Biraz da insanın gizlemeye alıştığı duyguların yürüyen halidir sanki.
Biz olsak önce sorarız:
"Neden geç kaldın?"
"Mesajımı gördün mü?"
"Dün neden sesin biraz farklıydı?"
"Bir şey mi ima ettin?"
Bir köpek bunların hiçbirini sormaz.
Sizi görünce öyle bir sevinir ki insan, bir an kendini Nobel ödülü almış gibi hisseder.
Onun tek sorusu vardır:
"Buradasın değil mi?"
Cevabınız evetse, onun için dünya yeniden olması gerektiği yere oturur.
Kediler ise bambaşka bir şiirdir.
Bazen saatlerce yüzünüze bakarlar.
Öyle bir bakıştır ki insan, istemsizce hayat muhasebesine başlar:
"Acaba mamasını koymayı mı unuttum, yoksa konuşulanları anlıyor mu dersiniz ?"
Ama sonra gelir, sessizce yanınıza kıvrılırlar.
Hiçbir şey söylemezler.
Sadece oradadırlar.
Ve bazen insan anlar ki dünyanın en uzun cümleleri kelimelerle değil, varlıkla kurulur.
Çünkü bazı canlılar konuşamasalar da ne demek istediklerini kusursuzca anlatırlar.
Bazı insanlar ise konuşmayı maharet sanır.
Kelimeleri çoğaltmanın iletişim olduğunu düşünürler.
Oysa ses yükseldikçe anlamın da büyüdüğünü sanmak büyük bir yanılgıdır.
Bazen en çok konuşanlar, en çok kıranlar olur.
Bir cümleyi düzeltmek mümkündür belki ama kırılan bir kalbin eski sesine dönmesi her zaman mümkün olmaz.
Hayvanlar bunu bilmeden bilirler.
Bir köpek sizi yargılamadan dinler.
Bir kedi hesap sormadan yanınızda durur.
Bir kuş pencerenize konup hiçbir şey söylemeden gününüzü güzelleştirebilir.
Onlar sessizdir ama kabalıkları yoktur.
Dilleri yoktur ama incitmeyi bilmezler.
İnsan ise çoğu zaman konuşabildiği için her şeyi söylemeye hakkı olduğunu sanır.
Oysa bazı sözler söylenmese dünya daha güzel bir yer olurdu.
İnsan dostlukları biraz daha karmaşıktır.
Mesajı görüp cevap vermemek...
Doğum günlerini telefonun hatırlatmasına emanet etmek...
"Bir ara mutlaka görüşelim." deyip o arayı küçük bir jeolojik döneme dönüştürmek...
Bir yanlış anlaşılmayı yıllarca taşımak...
Eksik duyulan bir cümlenin geri kalanını zihnimizde tamamlamak...
Kırgınlıkları biriktirmek ve eski defterleri gerektiğinde açılmak üzere saklamak...
Bazen dostluklarımız porselen fincanlara benziyor.
Çok güzel...
Ama bir o kadar kırılgan.
Oysa dört ayaklı dostlarımızın kalbinde muhasebe bölümü yoktur.
Geç kaldığınız için size küsmeyi bilmezler.
Maaşınızı, unvanınızı, makamınızı, sahip olduklarınızı merak etmezler.
Kaç takipçiniz olduğu, hangi arabaya bindiğiniz ya da kimlerle aynı masada oturduğunuz onların dünyasında hiçbir anlam taşımaz.
Onlar sizi sadece siz olduğunuz için severler.
Belki de bu yüzden yorulan insanlar doğaya yönelir.
Bir ağacın gölgesine...
Denizin sesine...
Bir kedinin mırıltısına...
Bir köpeğin sevinçle sallanan kuyruğuna...
Çünkü onların yanında rol yapmak gerekmez.
Maskeye ihtiyaç yoktur.
Başarılı görünmek zorunda değilsiniz.
Güçlü görünmek zorunda değilsiniz.
Üzgünseniz üzgünsünüzdür.
Yorgunsanız yorgunsunuzdur.
Ve onlar bunu olduğu gibi kabul eder.
Ne büyük bir lüks...
Belki de bu yüzden insan, insanlardan öğrendiği hayal kırıklıklarını bazen bir patinin sessiz tesellisiyle onarmaya çalışır.
Bu elbette iki ayaklı dostlukların değersiz olduğu anlamına gelmez.
Hayatımıza iyi insanlar da girer.
Omuz verenler...
Kapıyı çalanlar...
Hiçbir çıkar beklemeden "Ben buradayım." diyenler...
Biz konuşamasak bile gözlerimizden okuyanlar...
Onlar da vardır.
Ve iyi ki vardır.
Çünkü gerçek dostluk hâlâ dünyanın en güzel mucizelerinden biridir.
Ama yine de kabul edelim...
Dört ayaklı dostlarımız kalbinde kırgınlık biriktirmezler.
Geçmiş dosyalarını açmazlar.
Tartışmanın sonunda:
"Sen zamanında da aynısını yapmıştın." diye delil sunmazlar.
Severler.
Beklerler.
Affederler.
Ve her sabaha yeniden başlarlar.
Belki dostluğun en saf hali budur.
Belki mesele gerçekten ayak sayısı değildir.
Mesele; geldiğinde huzur veren, gittiğinde özleten ve yanında olduğunda insanı kendisi olmaktan korkutmayan yüreklerdir.
Konuşmadan anlayan...
Yargılamadan dinleyen...
Kalp kırmadan var olabilen yürekler...
Çünkü bazen sessizlik, en güzel cümlenin kendisidir.
Ve bazen bir pati, insanın bütün kelimelerden daha çok anlaşıldığını hissettirebilir.
Ama itiraf edelim...
Dört ayaklı dostlarımız bu konuda çıtayı biraz fazla yükselttiler.
🐾🐈🐕🦺🐾

Yorumlar
Yorum Gönder