BİR İNSANIN VARLIĞINI SEVEBİLMEK



"Karşımızdakini hiçbir şey beklemeksizin kendi başına değerli bulmak, başlı başına bir iyilik hâlidir."

Bu cümleyi ilk okuduğumda uzun uzun düşündüm.

Çünkü galiba büyüdükçe birçok şeyi ölçmeye başlıyoruz.

Kim ne kadar aradı?

Kim önce mesaj attı?

Kim daha çok emek verdi?

Kim bizi ne kadar düşündü?

Fark etmeden sevgiyi bile küçük muhasebe tablolarına dönüştürüyoruz.

Oysa hayatın en güzel şeyleri hesap makinesine sığmıyor.

Bir çocuğun size uzattığı yamuk yumuk çizilmiş bir resim gibi...

Bir annenin sofraya bıraktığı son köfteyi "Ben tokum." diyerek size vermesi gibi...

Yağmurdan kaçarken hiç tanımadığınız birinin şemsiyesini sessizce size doğru eğmesi gibi...

Bazı güzellikler karşılık beklemez.

Çünkü bazı iyilikler alışveriş değil, karakter meselesidir.

İnsan bazen fark ediyor;

Sevilmek güzel şey ama görülmek bambaşka.

Birinin sizi başarılarınızdan, unvanlarınızdan,güzelliğinizden , sahip olduklarınızdan bağımsız olarak değerli bulması...

İşte insanın içindeki yorgun yerlere en iyi gelen şey belki de budur.

Ne yazık ki dünya şartlı sevgiye alışık.

Başarılıysan alkış var.

Güçlüysen ilgi var.

İşin düştüğünde telefonlar çalıyor, işin bittiğinde telefon sessiz moda geçiyor.

Bazı ilişkiler telefon operatörü tarifeleri gibi..

"Kullanım koşulları geçerlidir."

Oysa gerçek değerin dipnotu olmaz.

Bir ağacın gölgesi kimin altında oturduğunu seçmez.

Deniz kıyıya vururken "Bu dalga sadece iyi insanlara gelsin." diye düşünmez.

Güneş sabah olurken mahallede karakter analizi yapmaz.

Doğa vermeyi bilir.

Belki insanın en çok huzur bulduğu yerin doğa olması biraz da bundandır.

Çünkü orada kimse sizden performans beklemez.

Bir kedi sizi paranıza göre sevmez.

Bir köpek diplomanızı merak etmez.

Bir serçe pencerenize konarken sosyal statünüzü araştırmaz.

Sadece varsınızdır.

Ve bu yeterlidir.

Aslında hepimizin içinde küçük bir çocuk yaşıyor.

O çocuk hâlâ aynı şeyi istiyor:

"Beni değiştirmeden sevebilir misin?"

Belki de bütün hayat bunun cevabını arayarak geçiyor.

Birilerinin yanında daha başarılı görünmeye çalışıyoruz.

Daha güçlü...

Daha neşeli...

Daha kusursuz...

Oysa en güzel ilişkiler, insanın yorulduğu yer değil dinlendiği yer olmalı .

Saçınız dağınıkken...

Sesiniz yorgunken...

Kelimeleriniz eksikken...

Sessizliğiniz bile anlaşılabiliyorsa...

İşte orada sevgi vardır.

Üstelik en hakikisinden.

Bazen düşünüyorum da;

Belki insanları sevmek büyük şeyler yapmak değildir.

Belki sadece onların varlığına saygı duymaktır.

Bir çiçeğin açmasına sevindiğimiz gibi...

Bir kuşun ötüşünü fark ettiğimiz gibi...

Bir insanın da sırf var olduğu için değerli olduğunu kabul etmektir.

Ne büyük lüks aslında...

Ne büyük zarafet...

Ve ne kadar az rastlanır bir şey oldu ...

Çünkü çağımızın en büyük yorgunluğu belki de bu

Sürekli bir şey olmak zorundaymış gibi hissetmek.

Daha başarılı...

Daha üretken...

Daha güzel...

Daha görünür...

Halbuki bazen insanın ihtiyacı olan tek cümle şudur:

"Bir şey yapmana gerek yok.

Sen zaten değerlisin."

Belki iyilik tam da burada başlıyor.

Bir insanı değiştirmeye çalışmadan yanında durabilmekte...

Onu faydasına göre değil, varlığına göre sevebilmekte...

Ve bazen hiçbir şey beklemeden birinin hayatında iyi bir iz bırakabilmekte...

Çünkü bazı insanlar hayatımıza bir şey katmaz belki;

Ama varlıklarıyla hayatımızın güzel taraflarından biri olurlar.

Ve galiba insanın insana verebileceği en büyük hediye de budur:

"Senin burada olman güzel."

Gerisi gerçekten ayrıntıdır.


"Bazı insanlar hayatımıza bir şey kattıkları için değil, varlıklarıyla hayatımızın güzel taraflarından biri oldukları için değerlidir."

— Yelda Öğretmen



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

TAŞTAN KUŞ OLMAZ