KENDİ TALİHİNİN MİMARI MISIN YOKSA SADECE TAŞERONU MU?
İlber Ortaylı’nın o kendine has üslubuyla zihnimize bıraktığı o meşhur cümle: “Herkes kendi talihinin mimarıdır.”
Bu cümleyi ilk duyduğumuzda içimizde iki sesli bir koro başlar. Birinci ses, sabah 6’da alarmı ertelemeden kalkan o hırslı "girişimci" edasıyla bağırır: "Evet! Kendi hayatımın efendisiyim!" Diğer ses ise, elinde yarım kalmış bir kahve, üzerinde pijamalarıyla kısık sesle fısıldar: "İyi de kardeşim, benim elimdeki kalem sürekli başkasının çizdiği izlekten gidiyorsa; ben gerçekten yazıyor muyum, yoksa sadece başkasının yazdığı hikayenin satır aralarını mı boyuyorum?"
İşte varoluş dediğimiz o tuhaf serüven, tam da bu iki sesin arasındaki çekişmeli sohbettir.
Bir yanda "Kader" deyip koltuğa gömülenler var . Bu grup için hayat, bitmiş bir filmdir; onlar sadece dublaj yaparlar. "Nasip,kısmet ,kader " kelimesini, çabalamaktan kaçmak için bir yastık niyetine kullanırlar.
Diğer yanda "Ben yaparım" deyip pes etmryenler var .Bunlar da hayatın bazen "kaos" adlı bir faktörü olduğunu unutur, her şeyi kontrol edebileceklerini sanırlar. Ta ki o meşhur Pazartesi sabahı gelip çatana kadar...
Asıl mesele, aynı mahallede, aynı imkânsızlıklar içinde büyüyüp de biri "olmaz" derken diğerinin neden "nasıl olur?" diye sorduğudur. Aradaki fark çoğu zaman dahiyane bir zeka değil, sadece küçük bir cesaret kırıntısıdır. Çünkü talih, cesurları sever; ama en çok da inatçıları...rağmene rağmen olduranları ..
Tabii hayat, her zaman o cafcaflı "başarı hikayeleri" gibi akmaz. Siz kusursuz bir gökdelen planı yaparsınız; hayat gelir, hafifçe güler ve "Bugün buraya sadece bir baraka yapmana izin veriyorum" der.
İşte gerçek mimarlık o an başlar. Yıkılan planların molozları arasından yeni bir patika bulmak, malzemeden çalmadan ama eldeki "kusurlu" malzeme ile (biraz umut, biraz korku, bolca 'yarın başlarım' çimentosu) en sağlam yapıyı kurmaktır varoluş.
Bazı insanlar duvar örerken sürekli "Neden bu taşlar eğri?" diye sızlanırken; bazıları ise her yıkılan taşı, bir öncekinden daha sağlam harçla yerine koyar. Talih, işte bu bitmek bilmeyen "tekrar"ların toplamıdır.
Eğer bugün hayatın biraz dağınıksa, her şey birbirine girmiş gibi geliyorsa; bu senin kötü bir mimar olduğun anlamına gelmez. Sadece taslağı henüz bitirmemişsindir. İnsan, sadece nefes alan bir canlı değil, kendini sürekli inşa eden bir projedir. Kendimizi geliştirmek, o tozlu şantiyeden kaçmak değil; o şantiyeyi yaşanabilir bir saraya dönüştürme çabasıdır.
Silgi var.Hataları silmek için.Kalem var. Yeni yollar çizmek için.Biraz da cesaret
"Başkası ne der?" diyen o hayali jüriyi susturmak için.
Belki şu an elindeki kalem başkasının çizdiği yoldan gidiyor gibi hissediyorsun. Ama ;O kalemi tutan parmaklar senin. Mürekkebi biterse sen dolduracaksın, uç kırılırsa sen açacaksın.
Geri kalan her şey, İlber Hoca’nın deyimiyle, sadece "cahillerin" mazeretidir. Hadi, çizmeye devam...
Sence senin elindeki kalemi şu an en çok kim yönlendiriyor.
Senin hayallerin mi, yoksa geçmişten gelen alışkanlıkların mı?
Çünkü hayat, başkasının ihalesine girip onun çizdiği projeyi bitirme telaşına düşecek kadar uzun değil. Kendi şantiyemizin başına geçip, gerekirse o temeli on kere yıkıp, on birinciyi daha sağlam bir "kendimizle" inşa etmekten daha asil bir iş yok.
Demem o ki; elindeki kalem başkasının çizdiği izlekten gidiyor gibi hissetsen de, o kalemi tutan parmaklar hâlâ senin. Belki bugüne kadar sadece satır aralarını boyadın, belki sadece sana verilen taslağa sadık kaldın. Ama mimar sensin; kağıdı yırtıp atma, kalemle kendi rotanı çizme ve o hikâyeyi bambaşka bir finale bağlama gücü için her sabah yeniden elinde doğuyor.
Çünkü insan, ancak kendi talihini çizmeye cesaret ettiğinde gerçekten "yaşıyorum" diyebilir.
Gerisi zaten hikaye...

Yorumlar
Yorum Gönder