İYİ GELMEK BİR SANATTIR

 



Cahit Zarifoğlu ne güzel söylemiş:
“Birilerinin kalbine iyi gelmeyi öğrenin… Yük olma işini herkes yapıyor zaten.”

Ne tuhaf değil mi…
İnsan olmak, çoğu zaman farkında olmadan birilerinin omzuna bırakılmış görünmez yük  gibi. Bir bavul dolusu içinde kırgınlıklar, yarım kalmış cümleler, biraz da “beni anla” diye susan duygular… Ama kimse bavuluna “dikkat kırılabilir” etiketi yapıştırmıyor.
Oysa iyi gelmek…
İyi gelmek bir sanat. Hem de öyle herkesin eline fırça alıp yapabileceği türden değil.
Birinin kalbine iyi gelmek;
çayın demini tutturmak gibi…
Ne çok acı, ne de tatsız olacak.
Tam kıvamında bir “ben buradayım” hissi.
Bazıları vardır, ortama girer girmez hava değişir bilirsiniz.
Sanki pencere açılmış gibi…
Bir ferahlık, bir “oh” çekiş…
Bir de bazıları vardır, daha kapıdan girerken elektrikler kesilir ortalık kararır.
Sigortayı attıran insan modeli.
Onlar genelde “Ben neden yalnızım?” diye düşünürken bile kalabalığı yorarlar.
İyi gelmek zor değil aslında…
Ama emek ister.
Biraz susmayı, biraz dinlemeyi…
En çok da “her şeyi ben anlatayım” hevesinden vazgeçmeyi ister.
Çünkü herkes konuşur,
ama çok azı anlar.
Herkes anlatır,
ama çok azı dinler.
Herkes biraz yük olur,
ama çok azı yük alır.

İnsanlar genelde “Ben kimseye yük olmam” derken,
farkında olmadan üç kişilik yükü tek kişiye bırakırlar.
Sonra da “Ama ben sadece içimi döktüm” diye eklerler…
Sanki iç dediği şey, küçük bir çekmeceymiş gibi!
Oysa iç dediğimiz bazen komple bir depo…
Hayatta herkes bir şeyler bırakıyor birbirine.
Kimi iz bırakıyor, kimi dert.
Seçim bizim.
Ya bir kalpte hafif bir tebessüm olacağız,
ya da “keşke görmeseydim  ” dedirten bir bildirim.
O yüzden…
Birilerinin kalbine iyi gelmeyi öğrenelim.
Çünkü dünya zaten yeterince ağır.
Bir de biz eklenmeyelim.
Aslında mesele çok büyük şeyler yapmak değil…
Küçücük anlarda, birinin içini hafifletebilmek.
Mesela…
Bir arkadaşın “Bugün hiç iyi değilim” dediğinde,
hemen akıl vermek yerine şunu de:
“Anlatmak ister misin? Buradayım.”
İnan, o “buradayım” kelimesi bazen en pahalı hediyeden daha kıymetlidir.
Birinin yüzü asıksa…
“Ne oldu?” diye sorguya çeker gibi değil de,
hafif bir tebessümle:
“Bugün gülüşünü ödünç alabilir miyim?” de.
Bak nasıl bir pencere aralanıyor…
Yorgun birine…
“Dinlen artık” demek yerine,
“Gel, biraz birlikte yorulmayalım” de.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı nasihat değil, eşliktir.
Bir başarıyı küçümsemek yerine…
“Seninle gurur duydum” de.
O cümle, bir insanın içinde yıllarca yankılanır.
Hiç beklemediği bir anda…
“Seni düşündüm” diye bir mesaj at.
Uzun uzun yazmana gerek yok.
Bazen iki kelime, bir insanın bütün gününü güzelleştirir.
Ve en önemlisi…
Sevdiklerine arada şunu söyle:
“İyi ki varsın.”
Çünkü bazı insanlar, bunu duymadan yıllarca yaşar.
İyi gelmek aslında bir seçim…
Ses tonunda, kelimelerinde, hatta susuşunda saklı.
Kalp kırmak için büyük cümlelere gerek yok,
ama kalp onarmak için bazen küçücük bir incelik yeter.
Unutma…
Dünya zaten biraz yorgun, biraz kalabalık, biraz da kırık.
Senin bir cümlen, bir bakışın, bir “ben yanındayım” deyişin
birinin içini bahara çevirebilir.
O yüzden hayatın telaşı içinde kaybolmadan,
birilerinin kalbine dokunmayı ihmal etme…
Çünkü en güzel izler,
sessizce iyi gelen insanların bıraktıklarıdır. 💛

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

İHMALİN İNCELİKLERİ