EN BÜYÜK MİRAS KIRILMAYAN KANATLAR


 

Bir düşünün… Hayat kocaman bir lunapark olsaydı; kimimiz koşa koşa çarpışan arabalara atlar, kimimiz rüzgârı yüzünde hissedebileceği salıncakları seçer, kimimiz de kalbi biraz hızlı çarpsa da o karanlık korku tünelinden geçmeye cesaret ederdi. Her oyunun içinde küçük bir sarsıntı, kısa bir ürperti, “şimdi ne olacak?” diye içimizi kıpırdatan bir an saklıdır. İşte tam o kalp atışlarının hızlandığı yerde bir çocuk var… Düşse bile yerden kalkmayı bilen, dizlerindeki tozu silkelerken gözlerinde o tanıdık ışıltıyı taşıyan bir çocuk. Yüzünde beliren o hafif, kendinden emin gülümseme var ya, işte o, yılmazlığın en sade hali. Ve o an, biraz uzaktan izleyen anne babanın içinden sessizce şu cümle geçer“galiba doğru şeyler yapıyorum.”

Yılmazlık dediğimiz şey tam olarak budur aslında; çocuğun hiç düşmemesi, hiç üzülmemesi,hep mutlu olması , hayatın hep pamuk şekeri tadında akıp gitmesi değildir. Zaten böyle bir dünya maalesef yok. Yılmazlık; düştüğünde kırılmadan toparlanabilmek, hayal kırıklığıyla tanıştığında ondan kaçmak yerine onun içinden ,altından ,üstünden geçebilmektir. Yani hayatın o küçük sarsıntılarına rağmen oyunun içinde kalabilme cesareti…

Peki bu beceriyi çocuklara nasıl kazandıracağız?

İşte size anne-babalık defterinize altın harflerle yazılacak birkaç sihirli öneri ile geldim .

Sevgili anne babalar çocuğunun düşmesine izin verin (Evet, gerçekten!)

Bazen çocukları korumak için onları adeta balona ,pamuklara sarıyoruz.

Ama ne yazık ki “Her şeyi ben yapayım yeter ki incinmesin” mantığı, çocuğunuzu güçlü yapamıyor.

Tam tersi, hayatın her fırtınasında savrulmasına sebep olur.

Elbette bırak merdivenden yuvarlansın demiyorum.Yanlış anlamayın .

Oyuncak kule yıkıldığında onu sizin değil onun toplamasına izin verin.

“Sorun yok, tekrar deneyebilirsin,” demeniz bile ona müthiş bir özgüven yükler.

 Küçük problemleri kendileri çözmelerine fırsat verin.

“Anneeee, çorabımın ucu kaymış!”

“Baba, kalemimin kapağını açamıyorum!”

"Anneee, tostun kenarı çok sert olmuş, yiyemiyorum!”

“Anne, çantam çok ağır, bugün okula gitmesem olur mu?”

Bu cümleler size tanıdık geliyorsa tebrikler, yalnız değilsiniz.Bu tür günlük cümleler çocukların küçük zorluklar karşısında hemen destek isteme refleksini gösterirken, aynı zamanda yılmazlık becerisini geliştirmek için de harika fırsatlar sunuyor.

Ama her seferinde hemen koşup sorunu çözmek yerine ;

“Bir dene bakalım, belki kendin yapabilirsin?”

İlk başta homurdanmalar olacaktır .

Ama sonra bir bakmışsınız, çocuğunuzun yüzünde minik bir zafer gülümsemesi belirecek.

“Ben yaptım!”

İşte o an var ya… Yılmazlığın mayası o anda karılıyor.

Hataları normalleştirin (Biz de insanız sonuçta!)

Çocuklar, biz hatalarımızı sakladıkça kusursuzluğun mümkün olduğuna inanıyor.

Sonra da kendi hataları karşısında yıkılıyorlar.

Mesela bir gün çay bardağını kırdınız…

O anda verilecek en müthiş ders tepkiniz olacaktır .

“Aaa kırıldı… Demek ki bir dahaki sefere daha dikkatli olmalıyım.”

Bu cümle, “Hata yaptım, dünyanın sonu değil,” demenin anne-babalık versiyonu.

 Duygularına isim koymayı öğretin,hep bahsederim duygu adlandırma !

Yılmaz çocuk, duygularını inkar eden değil, tanıyan çocuktur.

Korktuğunda “Korkulacak bir şey yok” demek yerine:

“Korkmuş olman çok normal, insan bazen korkar.Ben de senin yaşındayken korkardım”diyebilmek .

Duyguyu reddetmek değil; anlamlandırmak, kabul etmek ve yönetmesine yardımcı olmak önemli .Burası işin kalbi işte..

 Küçük başarıları kutlayın, abartmadan

Büyük kutlamalara asla gerek yok.

Bir alkış, bir gülümseme, bir “Helal sana, uğraştın ve başardın!çabanı takdir ediyorum ” demek bile çocuğun beynine 

“Denemek değerliymiş .”mesajını gönderir.

Burada aslında başarı değil; denemek kutlanmalı.

Bu yolculukta siz de insansınız.

Her zaman sabırlı olamayabilirsiniz.

Bazen çocuğunuzun inadı, sizdeki tüm yılmazlık rezervini bitirebilir bu da çok normal bir duygu .

Çocuğunuz en çok sizi izleyerek öğreniyor.

O yüzden düştüğünüzde kalkmanız, hata yaptığınızda kabul etmeniz, zorlandığınızda pes etmemeniz…

İşte bunlar çocuğunuza ilk ve en güçlü “yılmazlık dersleridir”.

Onlara verebileceğiniz en büyük miras;evler arabalar değil .

Her koşulda yeniden başlayabilme cesaretidir.

Yılmazlık, çocuğunuza hayat boyu eşlik edecek en değerli hediyedir. Oyuncaklar kırılır, kıyafetler küçülür, teknoloji hızla değişir… ama ona kazandırdığınız yılmazlık becerisi, tüm bu geçiciliklerin arasında dimdik ayakta kalan tek miras olur. Çünkü bu beceri, çocuğunuzun zor anlarda bile yeniden başlamasını sağlayan sessiz bir güçtür.

Bir gün ileride, belki kendi çocuklarına, belki hayatın bir virajında kendi kendine şöyle diyecek:

“İyi ki bana güçlenmeyi öğretmişsin.”

Ve işte o an, anne babalığın görünmeyen ama en parlak madalyası omzunuza usulca konacak. Siz fark etmeden verdiğiniz en kıymetli hediye, çocuğunuzun ömrüne yön veren bir pusulaya dönüşmüş olacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

İHMALİN İNCELİKLERİ