BİR CÜMLEYE ÇARPAN HAYATLAR


 Bazen bir fark ediş, bir ömre bedel olur.Kaçtığın yerde kendini bulan gerçekler…


Bazı cümleler vardır; insan onları okumaz, onlara adeta çarpar. İşte Tanrılar Okulu’ndan o söz de benim için tam olarak buydu:

“Dış dünyamın kalitesinin daha iyi ya da daha kötü olmasının benim temel sorumluluğum olduğunu fark ettiğim andan itibaren şikayet etmekten, başkalarını suçlamaktan vazgeçtim.”


İnsan bu cümleyi ilk okuduğunda hafifçe rahatsız olur. Çünkü bu, konfor alanımıza bırakılmış küçük bir bomba gibidir. Yıllardır itinayla kurduğumuz “suçlu listesi” bir anda anlamsızlaşır. Trafik suçlu değil, ekonomi suçlu değil, hava bile suçlu değil. Hatta o meşhur “ben aslında çok iyiyim ama insanlar…” cümlesi de çöker. Evet, zor bir yüzleşme kabul .Demek ki başrol benim.

Eskiden hayat biraz daha kolaydı. Yağmur yağardı, moralim bozulurdu;suçlu bulutlar. İnsanlar kaba davranırdı;suçlu insanlar. Planlarım tutmazdı;suçlu kader. Hayatım bir nevi “suçlu arama motoru” gibiydi; ne yazsam sonuç çıkıyordu. Ama sonra o cümle geldi ve dedi ki: “Aradığın kişi sensin.” Google bile bu kadar net konuşmamıştı.

İşin ilginç tarafı ;Sorumluluk almak ilk başta ağır gelir, ama aslında özgürlüğün kapısını açar. Çünkü şikayet ettiğin sürece mahkumsundur. Suçladığın sürece güçsüzsündür. Ama “Evet, bu benim hayatım ve bunun bir parçası da benim seçimlerim” dediğin anda… işte orada bir aydınlanma yaşıyorsun.Sanki direksiyon ilk kez eline geçer. Daha önce arka koltukta oturup “Şoför nereye gidiyor ya?” diye söylenirken, bir bakmışsın direksiyon sende.

Tabii bu, “her şey benim hatam” demek değil. Hayat zaten yeterince dramatik; bir de kendimizi suçlayarak Oscar beklemeye gerek yok. Mesele suçlamak değil, sahiplenmek. Çünkü sahiplendiğin şeyi değiştirebilirsin. Ama sürekli başkasına ait sandığın bir hayatı nasıl dönüştüreceksin?

Bir gün fark ettim ki; dış dünyam aslında iç dünyamın yankısı gibi. İçeride ne varsa, dışarıda onu duyuyorum. Eğer içimde sürekli bir eksiklik duygusu varsa, dışarıda da hep eksik olanı görüyorum. İçimde huzur varsa, kaosun ortasında bile küçük bir sakinlik adası bulabiliyorum. Yani mesele dış dünyanın ne olduğu değil, benim ona hangi gözle baktığım.

Ve itiraf edeyim, bu farkındalıkla birlikte hayat daha “eğlenceli” bir hal aldı. Çünkü artık her şey bir tür geri bildirim gibi. Trafikte biri kornaya basınca eskisi gibi “İnsanlık bitmiş!” demek yerine, “Hmm… demek sabır kaslarım bugün de test ediliyor” diye düşünmeye başladım. Hayat resmen benimle konuşuyor ama eskiden ben sadece şikayet edip telefonu yüzüne kapatıyormuşum.

Şunu anladım.Hayat bize sürekli aynalar tutuyormuş. Ama biz aynaya bakmak yerine çerçevesini eleştiriyoruz. “Bu ayna yamuk, ışık kötü, açı hiç hoş değil…” Oysa mesele ne çerçeve ne de ışık. Mesele, o aynada gördüğümüz şeyle yüzleşebilmek.En büyük dönüşüm ise Artık “neden benim başıma geliyor?” sorusu yerini “bu bana ne anlatıyor?” sorusuna bıraktı. Ve inanın, ikinci soru çok daha öğreticiydi. Çünkü birinde kurbanız, diğerinde öğrenen.Hayat boyu öğrenciyiz.

Hayat hâlâ mükemmel değil. Zaten kim demiş mükemmel olmak zorundayız diye? Ama artık daha gerçek, daha benim ve en önemlisi daha yönetilebilir. Çünkü artık biliyorum ki; dış dünyamın kalitesi, büyük ölçüde içimde kurduğum dünyanın bir yansıması.

Ve işin en güzel tarafı da ; Bu farkındalık bir son değil, bir başlangıçtı. Her gün yeniden seçme, yeniden bakma, yeniden anlama şansı. Belki de “tanrı” dediğimiz şey, tam olarak bu sorumluluğun içimizde uyanması..


İnsan bazen sadece bir cümleyle büyüyor…

Ama belki de mesele büyümek değil, o cümleye hazır olmaktı. Kim bilir, belki sen henüz o kitaba çarpmadın… ya da çarptın da görmezden geldin. Belki hayat sana defalarca aynı cümleyi olayı farklı kılıklarda sundu; bir insanın sözünde, bir kaybın sessizliğinde, bir gecenin iç sıkıntısında… ama sen henüz duymaya hazır değildin. Çünkü bazı cümleler okunmaz, yaşanır; bazı fark edişler anlatılmaz, insanın içine düşer. Ve insan, tam da kaçtığını sandığı yerde yakalanır kendine.

Belki de büyümek; yeni şeyler öğrenmek değil, artık kaçamayacağın gerçeklerle yüzleşecek kadar cesur olmaktır. Ve o an geldiğinde… işte o tek cümle, sadece bir cümle olmaktan çıkıyor seni sana anlatan bir aynaya dönüşüyor..

Yelda Öğretmen 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

İHMALİN İNCELİKLERİ