BAZI İNSANLAR ÖLÜLERİ SEVER..


 

BAZI İNSANLAR ÖLÜLERİ SEVER..

Yaşayan bir kalbi sevmek cesaret ister, ölü bir hatırayı sevmek ise sadece vicdan meselidir.

Hiç anlam veremem.Bazı insanlar sevgiyi hep geç kalmış bir mevsim gibi yaşar.

Ağaç yapraklıyken değeri bilinmez; dökünce kıymete biner… dökülen yaprağa yazılan şiirler, söylenen şarkılar gibi .. işte öyle.

Hayattayken sesi rahatsız eder, sustuğunda özlenir.

Yanındayken kusur sayılır, yokluğunda hatıra diye saklanır.

Garip bir çelişki değil mi?

Adam sağken babasına iki çift güzel söz etmez…

Ama mezar taşına en pahalı mermeri seçer.

Sanki taş yumuşak, kalp serttir bu dünyada.

Kardeşiyle yıllarca konuşmaz…

Bir gün bir bakarsın, ölmüş “ah benim canım kardeşim” diye anlatırken ağlar herkese.

İnsan ister istemez sorguluyor;ben sorguluyorum arkadaş 

Canlıyken neden “can” değildi de, şimdi oldu?

Can demek…bana göre büyük kelime ..herkese söylenmez.

Birinin yanında kendin gibi olabilmek demek.

Sözünü tartmadan konuşabildiğin, sustuğunda bile anlaşılabildiğin yer demek.

Can demek…

Zor zamanda yanında olan, iyi günde zaten herkesin yaptığı şeyi yapmayandır.

Can demek;

kırıldığında gitmeyen, kızdığında silmeyen, yorulduğunda bırakmayandır.

Can demek…

Sadece hatıralarda büyüyen değil, hayatın içinde omuz veren demek.

O yüzden insan sormadan edemiyor:

Canlıyken neden “can” değildi de, şimdi oldu?

Bana göre ;

Can olmak emek ister, sabır ister, yüzleşmek ister.

Bir de o meşhur cümle var:

“Öldüğünden beri onu çok seviyorum…”

İnsan burada durup düşünmeden edemiyor.

Sevgi ölümle birlikte açılan bir dosya mı ?

Yoksa vicdanın geç kalan itirafı mı?

Çünkü bazı sevgiler vardır…

Yaşarken susar, öldükten sonra nutuk çeker.

Kadın hayattayken kırılmış, yorulmuş, susmuş,susturulmuş ,insan yerine konmamış .

Ama adam şimdi her gün mezarda ağıt yakıyor .Hiç inandırıcı gelmiyor ,adam bildiğin acı çekiyor,ama benim gülesim geliyor🤭

Elinde çiçek, dilinde sevgi…

Oysa o çiçek, vaktinde gelseydi belki mezar hiç olmayacaktı.


Bazıları insanı değil, insanın yokluğunu sever.

Çünkü yokluk cevap vermez…

Yüzleşme istemez…

Hesap sormaz.

Ne kadar konforlu bir sevgi türü değil mi?

Ne tartışma var, ne kırgınlık…

Sadece anlatması kolay, yaşaması zor bir hikaye.

Oysa sevgi; mezarlıkta değil, mutfakta belli olur.

Birlikte içilen çayda…kahvede..

Yorgunken edilen bir “iyi ki varsın”da…

Kırıldığında susmak yerine sarılabilmekte…

Sevgi, en çok yaşarken yakışıyor insana ..

Öldükten sonra herkes sever zaten.

Çünkü orada kaybetme korkusu yoktur…

Zaten kaybedilmiştir.

Bizim toplum olarak sorunumuz ;

Sevgiyi göstermeyi erteliyoruz.

Sanki sonsuz zamanımız varmış gibi…

Sanki insanlar hep orada duracak gibi.

En çok söylemek istediklerimizi,

En çok duyması gerekenlere

Ennnn geç söylüyoruz.

Sonra da mezar başında tamamlıyoruz eksik cümleleri…

Belki bugün…

Birini mezarına değil, kalbine ziyaret etme günüdür.

Belki bugün…

“Sonra söylerim” dediğin o cümleyi kurma günündür.

Çünkü bazı vedalar…

Hiç hazır olduğumuz bir anda gelmez.

Ve bazı sevgiler…

Geç kalındığında, sadece bir iç çekiş olarak kalır.


Bir gün benim de mezarıma gelmesin böyleleri…

Elinde çiçek, dilinde sevgiyle..

Kalbinde hep “geç kaldım” olanlar…

Gelmesin arkadaş 

Benim mezarım;

vicdanın susmadığı,

ama artık kimsenin duymadığı bir yer olmasın.

Eğer bir gün “çok seviyordum” diyeceksen,

bugün söyle.

Yarın, sadece yankı olur o cümlen


Benim adımı taşlara değil,

bir fincan çayın,kahvenin buharına yaz…

Birlikteyken, sıcacık.

Öyle uzaktan sevmesin beni…

Öyle geç kalmış cümlelerle sarılmasın mezarıma …

Ben, yaşayan ,canlı kanlı sevgiden yanayım.

Hani o zor olan var ya…

Kırıldığında konuşmak,

yorulduğunda bırakmamak,

kızdığında bile incitememek…

İşte ben, o sevgiden isterim.


Öldükten sonra herkes çok sever.

Hatta en çok da,

yaşarken en az sevenler.

Ne tuhaf şey değil mi?

Hayattayken üç kelimeyi esirgeyenler,

mezar başında roman yazmaya kalkar .Çok gördüm böylelerini ..

Ama ben roman değil,

bir cümlelik gerçek isterim.

“Yanındayım. Neyin var .İyisin mi diyen ”

Eğer bir gün mezarıma gelecekse yaşarken sevemeyen zahmet edip de gelmesin toprağıma..


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

MATEMATİK TAMAM PEKİ EMPATİDE NEREDEYİZ ?

İHMALİN İNCELİKLERİ