HAYATIN SESSİZ HEDİYELERİ


 


Ne yazık ki mutlu olduğundan haberi olmayan ne çok insan var… Hayatı hep “bir gün” diye başlayan cümlelere emanet ediyoruz; bir gün rahatlayınca ,bir gün her şey yoluna girince, bir gün daha çok param olunca, bir gün herkes beni anlayınca… O “bir gün” gelene kadar da hayat kapasiten gün gün tükeniyor..Aslında hayat  küçük küçük mutluluklar bırakıyor cebimize. Ama biz büyük banknot beklediğimiz için bozuk paraların kıymetini bilmiyoruz. Sonra bir gün geriye dönüp bakınca anlıyoruz.
Meğer hayat, sessizce bizi mutlu etmeye çalışıyormuş.
Mesela evladı olan biri… Bazen yorgunluktan şikâyet eder, bazen “Biraz sessizlik olsa” der, bazen kendine zaman ayıramamaktan yakınır. Ama bir düşün… O ses, o koşuşturma, o “anneeee” ya da “babaaaa” diye uzayan sesleniş… Aslında kalbin dışarıdaki yankısı. Bir evladın olması, bu dünyada senden bir parçanın yürümesi… Bundan daha büyük mucize var mı? Ama insanız işte… Mucizelere bile alışıyoruz. Alışınca da kıymetini unutuyoruz.
Bir de uzakta olan ama kalbi yanında olan insanlar var… Belki aynı şehirde değilsiniz, belki aynı masada çay içemiyorsunuz, belki sarılamıyorsunuz. Ama bir yerde, biri seni düşünüyor. “Acaba iyi mi?” diye aklından geçiriyor. İnsan bazen fark etmiyor ama birinin duasında yer almak, dünyanın en görünmez ama en güçlü koruması gibi. Mesafe kilometrelerle ölçülür, sevgi kalple.
Şöyle derinden bakınca belki de hayatın en büyük ironisi şu: İnsan, en çok sahip olduğu şeyleri en son fark ediyor. Nefes aldığımızı çok kez düşünemeyiz… Ta ki nefesimiz daralana kadar. Sevilmeyi sorgulamayız… Ta ki yalnız hissedene kadar. Sağlığı önemsemeyiz… Ta ki bir gün eksildiğimizi hissedene kadar. O yüzden belki de bilgelik, kaybettikten sonra anlamak değil; kaybetmeden fark edebilmek.
Çünkü hayat çok ciddiye alınacak kadar uzun değil aslında. Biz mutluluğu genelde kargo paketi  gibi bekliyoruz. “Takip numarası nerede? Ne zaman gelecek?” diye. Halbuki mutluluk çoğu zaman kapıya bırakılmış oluyor, biz zil çalmadı diye fark etmiyoruz. Hayat da yukarıdan bakıp “Teslim edildi yazıyor ama içeri alan yok” diyor olabilir 😊
Herkesin içinde küçük bir eksik parça var. Kimisi sevgi arıyor, kimisi saygı ,kimisi huzur, kimisi anlaşılmak, kimisi sadece “Nasılsın?” sorusunun gerçekten sorulmasını… Ama belki de cevap şu: İnsan tamamen tamamlanmak için değil, fark ederek yaşamak için var. Çünkü fark ettiğin anda hayatın tadı değişiyor. Aynı ev, aynı insanlar, aynı şehir… Ama sen değişiyorsun. Ve insan değişince dünya da biraz değişiyor.
Bugün kendimize şunu soralım:
Ben gerçekten mutsuz muyum,
Yoksa elimdeki mutluluğun farkında değil miyim?
Çünkü bazen mutluluk hayatımıza paldır küldür  gürültüyle girmez.
Sessizce gelir, yanımıza oturur,
Ve biz fark edene kadar  da sabırla bekler.
Hayat, bize her gün küçük hediyeler verir; ne mutlu  görebilene… Hissedebilene… Her birimize sayılı verilen hayat mutsuzluğu biriktirmek için değil, mutlu anların kıymetini bilip tadını çıkarmak için fazlasıyla kısa..
Yelda Öğretmen 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

BUGÜN NASIL YAŞAMAK İSTİYORUM ?

KELEBEK KANADI SENDROMU 🦋