HATIRLAMANIN AĞIRLIĞI


 

Ah Sezai Karakoç…

Bir cümle söyleyip insanı aynanın tam ortasına bırakan adamlardan.

“İnsan, unutmakla maluldür; hatırlamakla insan.”

Bak şimdi… Daha cümleyi okurken bile bir şeyleri unutmuş olma ihtimalimiz var 😌

Gel bunu ciddi ciddi değil de, şöyle bir çay koyup konuşur gibi ele alalım.

İnsan unutuyor.

Ama öyle böyle değil…

Anahtarı unutuyor, ismi unutuyor, niye mutfağa geldiğini unutuyor.


Kendine verdiği sözü unutuyor.

Birine iyi olmayı, birine kızmamayı, bir hayali, bir “bir gün mutlaka”yı…

Hatta bazen öyle ustaca unutuyoruz ki,

“Ben zaten hiç öyle biri değildim” diye kendimizi ikna ediyoruz.


Ama Karakoç tam orada durduruyor bizi:

“Dur” diyor,

“Unutmak senin arızan,

hatırlamaksa insanlığın.”

Çünkü hatırlamak kolay değil.

Hatırlamak biraz can yakıyor.

Hatırlamak, “Ben bunu neden yapmıştım?” diye kendinle yüzleşmek demek.

Hatırlamak, “Ben aslında böyle biri olmak istemiyordum” demek.

O yüzden unutmak cazip.

Hafif.

Konforlu.

Vicdan dostu (!)

Ama hatırlamak…

İşte o biraz ağır.

Bir sandık gibi.

Açtıkça eski bir koku gelir,

içinden yarım kalmış bir iyilik çıkar,

bir de “Ben bunu niye yarım bırakmışım?” sorusu.

İnsan bazen insan olmaktan kaçıyor.

Çünkü insan olmak sorumluluk istiyor.

Hatırlamayı, utanmayı, telafi etmeyi…

Oysa unutmak…

Oh ne güzel.

Kimseye hesap yok.

Kendine bile.

Ama işin mizahı şurada:

Ne kadar unutursak unutalım,

bir gece bir cümle,

bir şarkı,

bir çocuk gülüşü

bizi yakalayıp “Bak, sen buyduuuun” diye omzumuza dokunuyor.

İşte o an anlıyoruz:

Biz unutmuşuz…

Ama içimiz unutmamış.

Belki de insan olmak şudur:

Her şeyi hatırlamak değil,

ama hatırlaman gereken yerde durup,

“Evet, ben buyum” diyebilmek.

Sezai Karakoç bunu tek cümleyle söylemiş.

Biz ömür boyu anlamaya çalışıyoruz.

E hadi dürüst olalım…

Bugün neyi unuttuk biz?

Kime geç kaldık,

hangi sözü içimizde bıraktık,

hangi “ben aslında böyle biri olmak istiyordum”u sessizce halının altına süpürdük?

Belki de mesele hatırlamak değil sadece.

Hatırladığını üstlenebilmek.

“Evet, ben bunu unuttum” diyebilmek.

Ve sonra, hâlâ geç değilmiş gibi bir adım atabilmek.

Çünkü insan, unuttuğunda hafifler belki…

Ama hatırladığında derinleşir.

Derinleştiğinde acır,

acıdığında değişir.

İnsan, her şeyi unuttuğunda rahatlar;

ama unuttuğunu hatırladığı an, kendisiyle yeniden karşılaşır.


Yelda Öğretmen 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

BUGÜN NASIL YAŞAMAK İSTİYORUM ?

KELEBEK KANADI SENDROMU 🦋