EVLENİNCE DÜZELİR YANILGISI
Geçenlerde bir haber okudum, içimde uzun süre dinmeyen bir sızı bıraktı. Psikolojik sorunları olan bir genci ailesi “evlilik iyi gelir” düşüncesiyle apar topar güzel bir kızla evlendirmiş. Ama kız ilk gün para ve altınları alıp kaçmış; genç ise bu acıya, bu kırılışa dayanamayıp intihar etmiş. Haberi okurken hem üzüldüm hem düşündüm… Aile çocuğunun durumunu bilmiyor muydu? Onu koruması gerekenler nasıl olur da böyle bir riski fark etmez? “Evlilik düzeltir” diye umut ederken aslında evladını daha büyük bir uçurumun kenarına ittiklerini nasıl göremezler? İşte bu yazıyı yazma sebebim tam da bu; çünkü bazı gerçekleri konuşmazsak, aynı acıların yeniden yaşanmasını daha çok duyacağız..
Evlilik, iki yarımın birleşip tam olması değildir; iki tam insanın yan yana durmayı seçmesidir. “Seninle tam oldum” diyenlere sakın hemen inanmayın; çünkü kendi başına tamamlanamayan biri, başkasını da yarım bırakır.Yarım bir insanın aşkı da yarımdır, dayanıklılığı da,evliliği de … iki yarım birleşirse bir tam olur ama o tam, en ufak sarsıntıda tekrar ikiye bölünür. Oysa kendini tamamlamış iki kişi birleştiğinde, ortaya çıkan güç hem sağlamdır hem de her fırtınayı göğüsleyebilir. Bu yüzden mesele sadece “birlikte olmak” değil, birlikte yürüyebilecek olgunluğa erişmektir.
Olgunlaşmamış kişi “ham”dır; duyguları çabuk taşar, egosu çabuk kabarır, sabrı çabuk tükenir,kırılgandır,küser gönül almayı bilmez ama bekler.Böyle biriyle ilişki, çoğu zaman sevgi yarışından çok güç ve ego savaşına döner. Bir taraf kanıt peşinde, diğer taraf üstünlük… Derken ilişki, bir yuva değil, sürekli kaynayan bir kazan haline gelir. Bu yüzden birçok birliktelik dağılır, birçok evlilik boşanmayla biter; çünkü insanlar evliliğe hazır olmadan, yani önce kendine yetmeden yola çıkarlar.
Düşünsene… Daha kendi ruh halini çözemeyen, duygularını kontrol edemeyen , sabah trafikteki insanla kavga eden biri, hayat boyu sürecek bir yolculuğa nasıl eşlik etsin? Kendi kırıklarını onarmadan başkasının kalbine yaslanmak olmaz; öyle olunca ilişki, “körle kötürümün yoldaşlığı” gibi ilerler birinin görmediğini diğeri taşıyamaz,ne taşıdığını diğeri anlayamaz anlayana kadar da ömür biter..Sonra ortada ne yoldaşlık kalır ne yön duygusu.
İnsanın önce kendini tanıması şart. Korkularının adını bilmeyen, öfkesinin nereden geldiğini anlamayan, geçmiş travmalarını bavul gibi taşıyıp her eve girişte salona bırakan biri, farkında olmadan ilişkiyi depo gibi kullanır. O bavulu açar, içinden her duyguyu döker,saçar… Sonra “Ben böyleyim,” der. Sorumluluk almaz ,suçlar ,kimse kimsenin hasta ruhunun doktoru değil .Özgüven sessizdir, drama çok gürültülü. Sağlam karakter gösteriş yapmaz,bağırmaz ama zayıf karakter, içindeki fırtınayı başkasının saçını ,başını,ruhunu dağıtarak durdurmaya çalışır.
O yüzden önce kişi kendini toparlamalı, kendi sorunlarını çözebilecek bir güce ulaşmalı. Kendini ,duygularını yönetemeyen biri, ilişkiyi asla yönetemez; önce duyguların direksiyonunu tutmayı öğrenmeli ki yanına bir yol arkadaşı aldığında ikisi de sağ salim ilerleyebilsin.
Gençlere tavsiye:
Birini sevmek kolaydır; “hayat arkadaşı olmak” ise emek, olgunluk ve kendini bilmek ister. Önce kendinizi tanıyın; korkularınızı, öfkelerinizi, sınırlarınızı, hayallerinizi… Kırıklarınızı tamir edin, yanlışlarınızı kabul edin, iç sesinizi duyun. Çünkü önce kendisiyle barışmamış insanın kimseyle uzun bir barışı olamaz.
Unutmayın; sağlıklı birliktelik, yaraları saklamak için kurulmaz. İki güçlü insanın omuz omuza aynı yöne yürümeye karar verdiği ,birlikte geliştiği gün başlar.
Ailelelere tavsiye;
Evde Fırtına Koparan Çocuk, Evlilikle Melek Olmaz!
Evde terör estiren, kapıları vurup geçen, sofraya gelince yüzünü ekşiten, onu yemem bunu yerim diyen ,sabahları alarmdan hızlı homurdanan, aklı bir karış havada gezen, ev halkına mumu tutturup kendisi mum ışığında prenses/prens moduna geçen evlatlarınız var ya…
Hani “Aman boş ver, evlenince düzelir,” diye avutulduğunuz…
İşte o mantık, bir kedinin büyüyünce kaplan olacağına inanmak kadar romantik ama bir o kadar da gerçek dışı.
Çünkü gerçek şu:
Evde bir anda parlayan, öfkesi çabuk tutuşan biri evlenince sakinleşmiş bir bilgeye dönüşmez.
Evde en basit sorumlulukları bile üstlenmeyen biri, nikah masasında birden “her işi halleden kahraman” moduna geçmez.
Ve evde “dolabı kapatmak bana mı kaldı” diye dolaşan birinin, evlilikte “merak etme aşkım, ben hallettim” demesi beklenemez.
Kısacası, evde alışkanlık olmayan şey, evlilikte mucizeye dönüşmez.
Unutmayın sevgili anne babalar ; iyi yetişmeyen evlat, evlendiğinde eşine hayat arkadaşı değil, çözülmemiş bir problem olur.
Yelda Öğretmen

Yorumlar
Yorum Gönder