Tatil: Kendime Ayrılmış En Güzel Randevu


 Hayatın telaşı arasında, takvim yaprakları hızla düşerken bir şey fark ettim:

Aslında hepimiz, zamanı bir yerlerde kaybediyoruz… Ve onu bulmanın en keyifli yolu tatil.

Tatil, benim için yalnızca bavul hazırlamak değil; ruhumun kapısını tıklatıp“Merhaba, nasılsın?” diyebildiğim tek fırsat.


Sabahın ilk ışıklarıyla uyanırım.

Güneş yüzünü tam göstermeden, deniz kıyısında kimsenin olmadığı o sessiz anlarda sadece kendimi dinlerim.

Kaldığım yerde her saat başka bir etkinlik olur; hepsine katılmaya çalışırım.

Yoga matını serer, birkaç esneme hareketiyle bedenime “Merhaba, bugün de seninle olacağım” derim.


Sonra havuzun davetkar suyuna girerim.

Havuz jimnastiği öyle sanıldığı gibi spor değil, adeta suyun içinde ağır çekim dans… Üstelik terlemeden spor yapmanın tek yolu. (İtiraf edeyim: Bazı hareketlerde “Ben bale sanatçısı olmalıydım” diye düşündüğüm oluyor.Suyun kaldırma gücü sağolsun)


Bir köşede beni bekleyen kitabım vardır. Onunla sahilde buluşuruz.

Rüzgar saçlarımı karıştırırken, kelimeler zihnimi düzene sokar.

Deniz, uzaktan mavi mavi bakar. “Gel” der gibi… Ve giderim.

O an bilirim ki; dünyanın en büyük lüksü, denizin sesi eşliğinde kulaç atmaktır.


Kimbilir kaç tatilimiz kaldı önümüzde…

Belki on, belki üç, belki bu son.

İşte bu yüzden kısa ömrün farkında olarak yaşamak gerekir.

“Bir gün yaparım” dediğin şeyleri tatil valizine koy; erteleme.


Çünkü tatil, güneş gözlüğünün ardında yaşlanmayan bir gülüş demek…

Çünkü tatil, “Ne kadar zamanımız kaldı?” sorusuna “Bunu düşünmek için çok güzel bir gün” cevabı verebilmektir.


Ve bazen, tatilde yapılacak en güzel şey, hiçbir şey yapmamaktır.

Çünkü tatil; kendimizi şımarttığımız, başkalarının bizden beklediği rolleri bir kenara bırakıp gerçekten kendimiz olduğumuz zaman dilimidir.

O kısacık aralıkta, kimseye yetişmek zorunda olmadığımızı, hayatın yalnızca “koşmak”tan ibaret olmadığını hatırlarız.


İşte bu yüzden tatil, sadece deniz ve güneş değil; ruhun yeniden doğduğu en güzel mevsimdir. 🌊☕📖

Bir gün, hayat filmimizin son sahnesi geldiğinde, pişmanlıklarımız değil; tatillerde çekilmiş fotoğraflarımız, deniz kokusunu taşıyan anılarımız kalsın.

Çünkü kimse “Keşke daha çok çalışsaydım” demez…Biz olmasak da o işler yapılacak, takvim yaprakları değişecek, dosyalar kapanacak.

Ama denizin o günkü maviliği, güneşin tam o anda saçımıza vurma şekli bir daha asla tekrarlanmayacak.


O yüzden, hayatın yükünü değil; hatıraların hafifliğini yanımıza alalım.

Ama herkes, dalgaların sesini duyamadığı bir günde, içinden sessizce şunu fısıldar:

“Bir tatil daha olsaydı…”

Yelda Öğretmen 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

BUGÜN NASIL YAŞAMAK İSTİYORUM ?

KELEBEK KANADI SENDROMU 🦋