SESSİZ HESAP


 Hayatta hiçbir güç sonsuza kadar sürmez. Kuş her gün karınca yer; ama gün gelir, o kuş ölür, karıncalar onu sessizce parçalar. Ne intikam vardır işin içinde, ne öfke… Sadece doğal bir döngüdür bu .

Makam da böyledir, koltuk da hayat da .. Dün yüksekten bakanlar, bugün sıradan bir sırada oturur. Dün kapısından herkesin saygıyla geçtiği oda, bugün başkasının elindedir. Ve hayat o hesabı sessizce keser

Faturada “kibir” diye yazar, “düşüş” diye tahsil eder.

Ne çok gördük bu örnekleri ..Dün astlarına tepeden bakan müdür, emekli olup devlet dairesinde sıra beklerken, kendi zamanında terslediği memurun önünde “rica etsem…” demek zorunda kalır. Dün köylüsüne dudak büken siyasetçi, bir seçimde sandığın önünde “yolun sonu” tabelasını görür. Dün en güçlü sanılan patron, bir krizle beraber işçisinin maaşına muhtaç hale gelir.

Ve bu sadece makamla sınırlı değildir. Evlatlarını küçülterek, döverek, yok sayarak büyüten anne babalar da aynı sessiz hesabı yaşar. Bir ömür boyu sevgiyi esirgeyenin, yaşlılığında o sevgiyi beklemeye hakkı olmaz. Çocuğun kalbinde açtığı yara, gün gelir sessizce karşısına çıkar.

Unutulur şu basit gerçek.Hiçbir koltuk kalıcı değildir. Hiçbir güç baki değildir. Hiçbir evlat, ezildiği yerde filizlenemez.

Kibir insanı kendini ,zamanın efendisi sanır. Ama zaman çok sabırlıdır; sessizce bekler. Gün gelir, o yükseklikten aşağıya tak diye baktırır. Ve emin olun iniş, çıkıştan çok daha öğreticidir.

Asıl mesele, düşüşte onurunun kalmasıdır. Yüksekteyken insanlara nasıl baktıysan, alçaldığında o bakışın karşılığını bulursun. Merhametsiz yükselen, merhametsiz düşer.

Hayatın hesabı ağır değil, sessizdir. Ama mutlaka kesilir..

Dün emir veren, bugün rica eder.

Dün “beni bekletmeyin” diyen, bugün saatlerce kapı önünde bekler.

Dün hor gören, bugün hatırlanmaz.

Dün astına bağıran, bugün torununa sözünü dinletemez.

Dün makamına güvenen, bugün bir sandalyeye muhtaç kalır.

Dün “sensiz yapamam” diyenleri küçümseyen, bugün kimseyi yanında bulamaz.

Dün adını altın harflerle yazdırmak isteyen, bugün bir mezar taşında unutulur.

Dün sevgiyi esirgeyen anne-baba, bugün sevgisizliğin yalnızlığını tadar.

Zaman çok net cevaplar verir.

Kibirle şişen, sevgisiz büyüten, kalbini taşa çeviren herkes; günü geldiğinde hayatın soğuk tokadıyla yere serilir.

O an geldiğinde ne koltuk tutar, ne unvan taşır, ne mal ne makam işe yarar.

Geride kalan tek şey, yaptıklarının yankısıdır; neyi ektiysen, onu biçersin.

Geride kalan tek şey, yaptıklarının yankısıdır.

Bir gün sana geri dönecek olan, alkışların değil incittiklerinin sessiz suskunluğu ya da gönüllere ektiğin sıcaklıktır.

Çünkü hiçbir unvan mezar taşına kazınmaz; orada sadece “insan” yazılıdır.

Ve işte o an, kim olduğunu değil, nasıl biri olduğunu gösterir.

“Nasıl bilirdiniz?” diye sorulduğunda, gerçekten “iyi bilirdik” diyenlerden olabilmek… işte bütün mesele budur.

Yelda Öğretmen 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

BUGÜN NASIL YAŞAMAK İSTİYORUM ?

KELEBEK KANADI SENDROMU 🦋