ÖLÜM BİLİNCİYLE YAŞAMAK


 Ne korkutucu, ne komik ama çok gerçek..


Kızılderili bilge Don Juan demiş ki:
“Ölümünün bilincine varmamış insan, yaşamının anlamını kavrayamaz.”
Bu söz ilk başta kulağa ürkütücü geliyor, değil mi?
“Ben daha kredi kartı borcumu bitirememişim, ölüm de nereden çıktı? Daha çocuklarımın mürvetini görmedim ” diyebilirsiniz. Ama durun... belki de mesele tam da bu.

Çoğu zaman ya ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz,
ya da yaşamaya vakit yokmuş gibi acele ediyoruz.
İkisinde de kaybeden biziz

Mesela biri soruyor:
“Ne zamandır kitap okumuyorsun?”
Cevap: “Zamanım yok.”
Ama sosyal medyada izleme süresi: 3 saat 27 dakika.

Ya da:
“En son ne zaman bir sevdiğini arayıp 'sadece sesini duymak istedim' dedin?”
Cevap: “Çok yoğundum.”
Ama aynı gün en az 3 ayrı kişiyle  yazıştın,konuştun.
Peki şunu soralım:
“En son ne zaman aynaya gerçekten baktın?”
Kusur saydığın çizgilerine değil, gözlerinin içindeki yorgun adama, kadına...
“En son ne zaman bir çocuğun gülüşünü fark ettin?”
Fark ettin mi bilmiyorum ama çocuklar, hayatı nasıl yaşanması gerektiğini bize her gün gösteriyor:
Anda olarak. Sadece orada olup mutlu olarak.

“En son ne zaman kendini gerçekten affettin?”
Hani şu "keşke öyle yapmasaydım" dediğin anlar var ya…
İşte onları sevgiyle sarmalayarak bir ‘tamam, geçti’ dedin mi  kendine?

“En son ne zaman sabah sadece yaşadığın için şükrettin?”
Gözünü açtın, kalbin attı, nefes aldın.
Bu üçlüye sahip olmak, en büyük ‘hediye paketi’.Bir işinin ,bir evladının olması ..Ne çok şükredecek halimiz var ..

Ama biz ne yapıyoruz?
Hayat listemiz şöyle:Evi topla ,işleri yetiştir,
mesajlara dön,başkasına yet,kendini unut..

Ve sonra akşam oluyor.
Başımızı yastığa koyuyoruz, içimizde tuhaf bir boşluk.
Sanki bütün gün bir şeyleri yetiştirdik ama… hiçbir yere varamadık.

👻
Ölüm Bilinci = Yaşam Kalitesi + Bir Tutam Deliliktir
Ölümü düşünmek depresif değil, dürüst olmaktır.
Her sabah “Bu benim son günüm olabilir mi?” diye paniklemek değil mesele.
Ama bazen şöyle bir durup kendine sormaktır:
“Bugün ölsem… gerçekten yaşamış sayılır mıyım?”

Yoksa hep aynı cümleyi mi kuruyorsun?
“Kendime bir gün vakit ayıracaktım... amaaa…”

Ama işler vardı.
Ama zaman yetmedi.
Ama hava kötüydü.
Ama ben iyi değildim.

Peki farkında mısın?
Bugün, “bir gün yaparım” dediğin o “bir gün”.
Ertelediklerin geldi, kapında.
Ve iyi haber şu:
Bu satırları okuyorsan, hala şansın var demektir.

Telefonun şarjı %1 olabilir…Kapanmasın diye depar atan sen ömrünün ne kadar kaldığını biliyor musun ?
Hayatın şarjı için tek gereken, fişe kendini takmak.
Yani şimdiye bağlanmak.


😄 Mizah da bir bilgelik hali olabilir mi? Olabilir. Denedik!

Ölümle yüzleşince ,yaş kemale erince bazılarımız bir anda spiritüel oluyor ; yoga matına sarılıp Hindistan’a ruhen göç ediyor.
Bazılarımız "din" diyetine giriyor , gençlikte yediği hurmalar ayıptır söylemesi tırmalamasın diye abdest, namaz, zikir üçgenine doğru  bir rota çiziyor.
Bazılarımız da “Şu ilişkiyi toparlayayım” diyor… Sanki ilişki halı da, karşı taraf süpürge  .."Şu finansal zorluğu atlatayım da " sen bekleyince para kurnayıp çoğalmayacak ..

Aslında belki de önce kendi içimizdeki dağınıklığı toplamamız gerekiyor.
Çünkü kendinle küsken kimseyle barış imzalanmaz.
Kendini tanımadan başkasına sarılmak; haritasız yola çıkmak gibi
Gideceğin yönü bilmez,
ve sonunda “sevgi” sandığın o yolda, “çıkmaz sokak” tabelasını selamlarsın.

Kendine sor şimdi ;
“Ben kimim?”
Bu soru öyle kolay değil.
Cevap bazen sadece “çok yorgunum,hiç düşünmedim ” olabilir.
Bazen “hala annemin ya da babamın onayını arıyorum.”
Bazen de “Kafamda 42 sekme açık, hangisinden başlayacağımı  bilemiyorum”diyorsun

Sonra bir soru daha gelir arkadan sessizce süzülerek:
“Bu dünyada ne yapıyorum?Görevim ne ”
İşte burada işler karışır.Sırf yaşayıp ölmek için gelmedin bu dünyaya ..
Çoğumuz sabah uyanır uyanmaz gökyüzüne değil, bildirimlere bakıyoruz.
Ve içimizden şu geçiyor:
“Bugün de yaşanır mı acaba?”

Oysa yaşamak, ekran kaydırarak değil;
kendine dokunarak, iç sesine kulak vererek başlar.
Ve belki de gerçek farkındalık, mizahı da içine alabilen cesur bir bakıştadır.

Ölmek için acele etme, yaşamak için biraz dur ve gerçekten yaşa ..

Yaşamak, sadece bir şeyleri başarmak değil, bir şeyleri fark etmektir.
Bir tebessümü… bir vedayı… bir kokuyu… bir “iyi ki”yi.

Don Juan haklıydı:
Ölümün farkındaysan, yaşamın kıymetini bilirsin.
Ama bu, her gün siyahlar giyip felsefi bakışlar atacağız demek değil.
Hayır, bazen pijamayla balkona çıkıp kahveni yudumlarken hayatı sorgulayacaksın.
Bazen “Ben ne yapıyorum ya?” cümlesinin  içinden geçeceksin..işte o an yaşam başlar.

Ne çok insan var ki…
Kendini hiç tanımadan,
Hayatı hiç sorgulamadan,
Gerçek anlamda hiç yaşamadan çekip gitmiştir.
Bizden geriye kalanlar sadece anılar değil, anlamsızlıklar da olabiliyor.Bunu mezarlık ziyaretinde hissedebiliyorum..

O yüzden...
Kıssadan Hisse:

📅 Takvime değil, kalbine göre yaşa.
📍 Konum: Şu an.
💡 Görev: İnsan gibi yaşamak.
⌛ Süre: Bilinmiyor… ama kesinlikle sonsuz değil...
Yelda Öğretmen 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞARKEN EN AZ KENDİNİ GÖRÜR İNSAN

BUGÜN NASIL YAŞAMAK İSTİYORUM ?

KELEBEK KANADI SENDROMU 🦋