Bir Kamelya Gölgesinde Yalnızlığın Sessiz Şöleni
Yaşlı bir adam,tek başına gelmiş kendince keyif yapıyor.
Bir köşeyi güneş gelmesin diye renkli bir bezle kapatmış,
Masaya güzel bir sofra örtüsü sermişti.
Termosu, bardağı ,tabağı ,yiyecekleri, belki de alışkanlıkla yanında taşıdığı gazetesini almış,
Sessizce, sakince, tek başına piknik yapıyordu.Muhtemelen eşi ölmüş yalnız bir adamdı .
Ne bir telaş vardı yüzünde, ne bir beklenti.
Sadece dinginlik… Sadece kendisiyle olmanın huzuru.
O an fark ettim.
Yalnız olmakla, kendinle olabilmek arasında fark varmış.
Çoğumuz özellikle yaş alanlar yalnız kalmaktan korkarız.
Bazıları kalabalıkların içinde bile yapayalnızken,
Bazıları tek başına bir kamelyada dünyanın en anlamlı sohbetini kendisiyle eder.
Yaşlandıkça kapımızı vuracak sessizliği,
Dört duvar arasına sıkışan günleri büyütürüz zihnimizde.
Ama bu yaşlı adam, o korktuğumuz tabloyu başka bir renkle boyamış gibiydi.
Bu yaşlı adam, bana yaş almanın sadece bedenin değil, ruhun da olgunlaşması olduğunu fısıldadı adeta.
Yalnızlıkla barışmış, hatta onu bir dost gibi sofraya davet etmişti.
Şikayet etmeden, sitem etmeden,kahır etmeden …
Hayattan hala bir parça keyif alabileceğini hatırlattı .
Ona bakarken düşündüm:
Belki de yalnız kalmak, hayattan el etek çekmek değil.
Belki de tek başına oturduğun bir kamelyada,
Kendinle barışık bir ömür sürmenin sessiz kutlamasıdır.
Hayat, zamanla birçok şeyi eksiltir bizden:
Sevdiğimiz insanlar uzaklaşır, bir bir kaybederiz,sesler azalır, kalabalıklar dağılır.
Ama eğer insan yaşamı boyunca kendine dost olabilmişse,
İşte o zaman yalnızlık bile bir şölene dönüşür.
Yaşlılık, yalnızlıkla savaşmak değil belki de...
Onu anlamak, kabullenmek ve yargılamadan yaşamaktır.
Kendiyle barışan bir insan, hayatla da barışır.
Çünkü insan kendini sevdikçe,
Yanında kimse olmasa da, eksik hissetmez.
Belki bir zamanlar o da kalabalık sofralarda gülmüş,yemiş yedirmiş
Çocukların çığlık çığlığa koştuğu bayram sabahlarına uyanmıştır.
Ama bugün, yalnızdır.
Ve buna rağmen eksik değil, tamam gibidir.
Ne büyük olgunluk...
Kalabalıksız da sevebilmek hayatı.
Beklenmedik bir anda, hiç konuşmadan,
Bir kamelya gölgesinde piknik yapmak .
O yaşlı amca orada bir piknik değil,
Bir yaşam dersi veriyordu farkında olmadan.İçimizdeki boşluğu hep birileriyle doldurmaya çalışırken,
O yaşlı adam, içini kendisiyle doldurmuştu.
Sessizlik içindeki zarafetiyle,
"Yalnızlık her zaman hüzün değildir" diyordu sanki.
Ve ben o gün anladım:
Yalnızlık, doğru yaşanırsa bir eksiklik değil, bir ustalıktır.
Kendini tanımış, kabullenmiş bir kalbin en dingin hali…
İçinde huzur barındıran en sessiz liman.
Yalnızlıkla savaşmak yerine, onunla dost olmayı öğrenmeli belki de insan.
Çünkü kendinle iyi geçinmeyi öğrendiğin bir hayat,
Asla sessizliğe mahkum değildir.
Aksine, en gürültüsüz haliyle bile doludur… yaşanmışlıkla, kabullenişle, derinlikle.
Ve o yaşlı adam gibi insanlar bize bunu hatırlatır.
Yalnızlık bazen bir suskunluk değil, bir bilgeliktir. Yalnızlık, korkulacak bir şey değil; doğru yaşanırsa bir sanattır.
Yelda Öğretmen

Yorumlar
Yorum Gönder