Kayıtlar

Ağustos, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SESSİZ HESAP

Resim
 Hayatta hiçbir güç sonsuza kadar sürmez. Kuş her gün karınca yer; ama gün gelir, o kuş ölür, karıncalar onu sessizce parçalar. Ne intikam vardır işin içinde, ne öfke… Sadece doğal bir döngüdür bu . Makam da böyledir, koltuk da hayat da .. Dün yüksekten bakanlar, bugün sıradan bir sırada oturur. Dün kapısından herkesin saygıyla geçtiği oda, bugün başkasının elindedir. Ve hayat o hesabı sessizce keser Faturada “kibir” diye yazar, “düşüş” diye tahsil eder. Ne çok gördük bu örnekleri ..Dün astlarına tepeden bakan müdür, emekli olup devlet dairesinde sıra beklerken, kendi zamanında terslediği memurun önünde “rica etsem…” demek zorunda kalır. Dün köylüsüne dudak büken siyasetçi, bir seçimde sandığın önünde “yolun sonu” tabelasını görür. Dün en güçlü sanılan patron, bir krizle beraber işçisinin maaşına muhtaç hale gelir. Ve bu sadece makamla sınırlı değildir. Evlatlarını küçülterek, döverek, yok sayarak büyüten anne babalar da aynı sessiz hesabı yaşar. Bir ömür boyu sevgiyi esirgeyenin, ...

"Hikayeni gözlerin dolmadan anlatabildiğinde, iyileşmiş olacaksın

Resim
 "Hikayeni gözlerin dolmadan anlatabildiğinde, iyileşmiş olacaksın."  İnsanın hayatına bazen böyle cümleler düşer; hem sarsar hem de sessizce oturur yanına,beni sarstı sanırım . Çünkü herkesin bir hikayesi vardır. Kimi deftere yazılmıştır, kimi kalbe kazınmıştır, kimi de , boğazın tam ortasında takılıp kalmıştır. Yara mı, hikaye mi sorarsın kendine .. Bir şey yaşarsın; önce yara olur. Canını yakar, konuşamazsın. Sonra kabuk tutar, elin gitmese de gözün hep oradadır. En sonunda ise bir gün birine anlatırsın… Ama hâlâ anlatırken sesin titriyorsa, o yara daha hikayeye dönüşememiştir. Hâlâ tedavi masasındadır. Ama bir gün… anlatırken gözlerin dolmaz, dudakların kıvrılır, belki hatta “iyi ki olmuş” bile dersin , işte o gün yara hikayeye, sen de yaralıdan iyileşene dönüşürsün. Hikayeni gözlerin dolmadan anlatabildiğinde, iyileşmiş olacaksın."  Şu cümlenin kapısını az daha usulca aralayalım mı? İçeride koltuğa yayılmış bir geçmiş, sehpanın üstünde birkaç kırık anı bardağı, per...

OMURGA ÖNEMLİ

Resim
  "Omurga önemli… Sizi ayakta ve dik tutar.” Omurgasızlık Üzerine...Duruşu Olanın Yürüyüşü de Güzel Olur Omurga, bedenin içinde sessiz bir direk. Eğilmez, şikayet etmez; sadece taşır. Peki karakterimizin omurgası? O da sessizdir ama yokluğu çok gürültü çıkarır. Omurgasız insan, rüzgar nereye eserse oraya savrulan uçurtma gibidir. İpi elinde değildir, alkışın geldiği yöne doğru sürüklenir. Güneşliyken “ilk ben vardım” der, bulutlanınca “ben dememiş miydim?”e sığınır. Kısacası; hava durumudur, iklim değildir. Omurgasızlık nasıl anlaşılır? Cümle sonları hep başkasıyladır: “Aslında ben de öyle düşünüyordum… onlar söyleyince.” İlke yerini ilikli cekete bırakır.Her toplantıda düğmeler farklı iliklenir; patrona göre, gruba göre, trend’e göre,çoğunluğa göre. Cesaret, kalem ucu gibidir.En küçük baskıda kırılır; “yarın yazarız” denir, o yarın hiç gelmez. Özür ile özsaygı karışır. Gerekli yerde özür dilemek erdemdir; sürekli özür dileyip aynı davranışı sürdürmek alışkanlık,gözden çık...

Tatil: Kendime Ayrılmış En Güzel Randevu

Resim
 Hayatın telaşı arasında, takvim yaprakları hızla düşerken bir şey fark ettim: Aslında hepimiz, zamanı bir yerlerde kaybediyoruz… Ve onu bulmanın en keyifli yolu tatil. Tatil, benim için yalnızca bavul hazırlamak değil; ruhumun kapısını tıklatıp“Merhaba, nasılsın?” diyebildiğim tek fırsat. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanırım. Güneş yüzünü tam göstermeden, deniz kıyısında kimsenin olmadığı o sessiz anlarda sadece kendimi dinlerim. Kaldığım yerde her saat başka bir etkinlik olur; hepsine katılmaya çalışırım. Yoga matını serer, birkaç esneme hareketiyle bedenime “Merhaba, bugün de seninle olacağım” derim. Sonra havuzun davetkar suyuna girerim. Havuz jimnastiği öyle sanıldığı gibi spor değil, adeta suyun içinde ağır çekim dans… Üstelik terlemeden spor yapmanın tek yolu. (İtiraf edeyim: Bazı hareketlerde “Ben bale sanatçısı olmalıydım” diye düşündüğüm oluyor.Suyun kaldırma gücü sağolsun) Bir köşede beni bekleyen kitabım vardır. Onunla sahilde buluşuruz. Rüzgar saçlarımı karıştırırken, keli...

50 Yaş Üstü Hayatta Kalmanın Nobel Ödüllü Versiyonu

Resim
  50 Yaş Üstü Hayatta Kalmanın Nobel Ödüllü Versiyonu Onlar sadece başka bir nesil değil; onlar gerçekten hayatta kalma sanatının kitabını yazmış, üzerine de bir fincan demli çay eşliğinde önsöz eklemiş eli öpülesi bir nesildir. Psikolojileri kaya gibi sert, refleksleri ve her işleri anne terliği gibi jet hızlı, hem de boomerang gibi isabetli ve özenliydi. Daha 4 yaşında annelerinin ruh halini Wi-Fi sinyali gibi okurlardı. 8 yaşında evin anahtarı teslim edilir ve tek talimat verilirdi:“Yemek buzdolabında. Isıt ama taş gibi otur” Taş gibi otur” kısmının bilimsel tanımı hala tartışmalı… Ama bir gerçek vardı; Taş gibi oturmayı denemeye kalkınca, önce sandalyede durur, sonra kanepeye kayar, bir bakmışsın yerde minderin üstünde,evde dikiş makinesine makara takıp parça kumaş bulup dikiş dikme denemeleri , en sonunda mutfakta buzdolabının kapağını açmışsın,yoğurda şeker ekleyip kendince tatlı yapmışsındır.Baktın olmuyor evdeki leblebiye şeker katıp havanda döver ,ağzında leblebi tozu v...

MAVİ KELEBEK 🦋

Resim
  Mavi kelebek efsanesini bilir misiniz? Mavi kelebekler doğada çok ender görülen canlılardır. Bu yüzden onları görmek, özel bir an  olarak bilinir .Efsaneye göre, mavi kelebeği gören kişinin hayatında güzel bir dönüm noktası olur; talihi döner, işleri yoluna girer. Bazı inanışlarda mavi kelebek görmek, evrene gönderdiğin dileğin sana doğru yola çıktığı anlamına gelir. Manevi yorumlarda ise mavi kelebek, “yeniden doğuş”, “özgürleşme” ve “ruhun iyileşmesi”nin sembolüdür. Derler ki, onu görmek kolay değildir. Çünkü mavi kelebekler öyle her çiçeğin üzerinde, her bahçenin kenarında dolaşmaz. Nadir çıkar karşına… Ama çıktığında, kalbine küçük bir fısıltı bırakır: “Sabret, şans dönüyor.” Kimileri der ki; mavi kelebek dilekleri gerçekleştirir. Kimileri de onun, hayatın sana bir göz kırpışı olduğuna inanır. Benim ise başka bir düşüncem var: Belki de mavi kelebek aslında hayatın ta kendisidir… Arada sırada önünden geçer, “Bak, buradayım” der; ama sen başını  kaldırıp bakma...

ÇİÇEK AÇMIYOR ARTIK BU TOPRAKLARDA KADINLAR!!

Resim
 Çiçek Açmıyor Artık Bu Topraklarda Kadınlar Bir zamanlar “aşk” diye başlardı hikayeler… Bir bakış yeterdi,postacı yolları gözlenir ,bir mektup aylarca saklanırdı.El yazısıyla yazılır, parfüm kokardı mektuplar; kat izlerinden kalbinin ritmi okunurdu. Kalpler, sosyal medyada değil; zarfların arasına gizlenirdi. Sevdiğini görmek için günlerce aynı sokağın köşesinde yürünürdü. Telefon kulübesinde jetonlarla sevdiğinin sesini duymak,bir ömre değerdi. O ses duyulsun diye beklenirdi sırada. Ve bazen heyecandan sadece “Alo” sesi duyulup kapatılırsa,'seni unutmadım aklımda saklımdasın ' demekti.. Sokak lambasının altında beklenen sevgili, Radyodan gelen şarkıyla iç çekilen geceler vardı.Birinin adını duymak,aklından geçmek bile kalp atışlarını değiştirirdi. Eski aşklar… Göz göze gelince kızaran yanaklar, Çiçekli balkonlarda yanan ışıklar, Mutluluk dediğin şey, bir elin diğer eli tutmasıydı.Aşk; beklemekti, özlemekti, kavuşmaktı. Şimdi devir değişti ;çiçek açmıyor artık bu topraklarda...