KENDİ SESİNE YOLCULUK
Herkes kendi hikayesini konuşur..
Ve çoğu zaman anlattığı şey sen değilsindir.
Kendi hikayesini anlatır, kendi masalını süsler, sonra da senin buna inanmanı ister.
Ses tonu ikna edicidir, cümleleri tanıdıktır.
Ama sen artık masal dinleyecek yaşta değilsindir.
Çünkü bilirsin: İnsanlar başkalarını değil, çoğu zaman kendilerini anlatır.
Bir kitapta okumuştum.
Altını çizmedim ama zihnim çizdi zaten.
“Başkalarının söylediklerini kişisel alma.”
Ne kadar kolay söyleniyor, değil mi?
İnsanlar bazen sana bir cümle söyler.
Ama o cümle seninle başlamaz, senle de bitmez.
O cümle; onların çocukluğundan, korkularından, yarım kalmış cümlelerinden, bastırılmış hayallerinden damıta damıta gelir.
Ve sonra… sana giydirilir.
Bir bakmışsın, hiç sana ait olmayan bir elbise üzerindesin.
Omuzları dar.
Rengi sana yakışmıyor.
Ama “üstünde duruyor” diye herkes yakıştırıyor.
Bazı insanlar seni gördüklerinde seni değil, kendilerini hatırlar.
Kimi senin suskunluğunda kendi cesaretsizliğini görür.
Kimi senin başarında kendi ertelenmiş hayallerini.
Kimi de senin mutluluğunda, hiç cesaret edemediği bir ihtimali.
O yüzden bazen eleştiriler fazla ağır gelir.
Çünkü ağırlık sana ait değildir.
Taşıdığın yük, başkasının bavuludur.
Birinin sana “sen şöylesin” demesi, çoğu zaman “ben buyum” demenin kibar olmayan halidir.
Ama biz farkında değilsek ne yaparız?
Hemen aynaya koşarız.
“Acaba gerçekten öyle miyim?” diye bir bakarız.
Oysa o ayna sana değil, ona aittir.
Herkes dünyayı kendi inanç sistemiyle okur.
Kendi korkusuyla yargılar.
Kendi yarasıyla dokunur.
Ve çoğu insan farkında olmadan başkasına kendi hikayesini anlatır ;senin yüzünü kullanarak.
Bunu fark ettiğinde büyük bir özgürlük başlar.
Her söyleneni üstüne almamayı öğrenirsin.
Her bakışı kendine bağlamazsın.
Ve her sessizliği suç gibi görmezsin.
Çünkü anlarsın ki:
İnsanlar sana değil, içlerindeki sese konuşuyor,bağırıyor..
Farkın farkında olmak muhteşem ..işte
o gün başkalarının sana biçtiği rolleri yavaşça çıkarırsın üzerinden.
“Bu bana ait değil” dersin.
Ve bir gün,
üzerine ait olmayan her şeyi sessizce çıkarırsın.
Başkalarının sana biçtiği rolleri, yakıştırdığı cümleleri, yüklediği anlamları…
İlk kez gerçekten kendi kıyafetlerini giyersin.
Ne dar, ne bol.
Ne savunma, ne vitrin.
Sadece sen.
Ve asıl mucize tam da burada olur:
Başkalarının hikayelerini sırtından indirdiğinde,
kendi sesin yankılanmaya başlar.
Net.
Sade.
Susturulamaz.
Artık masal dinlemezsin.
Çünkü nihayet anlarsın ki; başkalarının seni nasıl gördüğü onların karakteridir, senin kendini nasıl bildiğin ise senin hikayendir . Ve kalem artık sadece senin elindedir...
Yelda Öğretmen
Kendi hikayesini anlatır, kendi masalını süsler, sonra da senin buna inanmanı ister.
Ses tonu ikna edicidir, cümleleri tanıdıktır.
Ama sen artık masal dinleyecek yaşta değilsindir.
Çünkü bilirsin: İnsanlar başkalarını değil, çoğu zaman kendilerini anlatır.
Bir kitapta okumuştum.
Altını çizmedim ama zihnim çizdi zaten.
“Başkalarının söylediklerini kişisel alma.”
Ne kadar kolay söyleniyor, değil mi?
İnsanlar bazen sana bir cümle söyler.
Ama o cümle seninle başlamaz, senle de bitmez.
O cümle; onların çocukluğundan, korkularından, yarım kalmış cümlelerinden, bastırılmış hayallerinden damıta damıta gelir.
Ve sonra… sana giydirilir.
Bir bakmışsın, hiç sana ait olmayan bir elbise üzerindesin.
Omuzları dar.
Rengi sana yakışmıyor.
Ama “üstünde duruyor” diye herkes yakıştırıyor.
Bazı insanlar seni gördüklerinde seni değil, kendilerini hatırlar.
Kimi senin suskunluğunda kendi cesaretsizliğini görür.
Kimi senin başarında kendi ertelenmiş hayallerini.
Kimi de senin mutluluğunda, hiç cesaret edemediği bir ihtimali.
O yüzden bazen eleştiriler fazla ağır gelir.
Çünkü ağırlık sana ait değildir.
Taşıdığın yük, başkasının bavuludur.
Birinin sana “sen şöylesin” demesi, çoğu zaman “ben buyum” demenin kibar olmayan halidir.
Ama biz farkında değilsek ne yaparız?
Hemen aynaya koşarız.
“Acaba gerçekten öyle miyim?” diye bir bakarız.
Oysa o ayna sana değil, ona aittir.
Herkes dünyayı kendi inanç sistemiyle okur.
Kendi korkusuyla yargılar.
Kendi yarasıyla dokunur.
Ve çoğu insan farkında olmadan başkasına kendi hikayesini anlatır ;senin yüzünü kullanarak.
Bunu fark ettiğinde büyük bir özgürlük başlar.
Her söyleneni üstüne almamayı öğrenirsin.
Her bakışı kendine bağlamazsın.
Ve her sessizliği suç gibi görmezsin.
Çünkü anlarsın ki:
İnsanlar sana değil, içlerindeki sese konuşuyor,bağırıyor..
Farkın farkında olmak muhteşem ..işte
o gün başkalarının sana biçtiği rolleri yavaşça çıkarırsın üzerinden.
“Bu bana ait değil” dersin.
Ve bir gün,
üzerine ait olmayan her şeyi sessizce çıkarırsın.
Başkalarının sana biçtiği rolleri, yakıştırdığı cümleleri, yüklediği anlamları…
İlk kez gerçekten kendi kıyafetlerini giyersin.
Ne dar, ne bol.
Ne savunma, ne vitrin.
Sadece sen.
Ve asıl mucize tam da burada olur:
Başkalarının hikayelerini sırtından indirdiğinde,
kendi sesin yankılanmaya başlar.
Net.
Sade.
Susturulamaz.
Artık masal dinlemezsin.
Çünkü nihayet anlarsın ki; başkalarının seni nasıl gördüğü onların karakteridir, senin kendini nasıl bildiğin ise senin hikayendir . Ve kalem artık sadece senin elindedir...
Yelda Öğretmen

Yorumlar
Yorum Gönder