ESKİ RAMAZANLARIN SICACIK KOKUSU
Çocukken oruç tutacağımız zaman annemize tembih ederdik: “Beni mutlaka sahura kaldır!” O sahur sofralarının ayrı bir kokusu vardı; uykulu gözlerle içilen su bile bayram şerbeti gibi gelirdi. İftara kadar yiyeceğimiz ne varsa tren gibi dizerdik masaya; bisküviler, şekerler, çikolatalar,mayalılar … Sanki hepsini yiyecekmişiz gibi. Hepsi uzun bir vagon sırası gibi peş peşe. Bir de tabi yumurta olurdu; ben pek yanaşamazdım, çocukken alerji yaptığı için annem “sen dikkat et” derdi,yasaktı.O yumurta hep trenin içinde ama bana uzak bir vagonda kalırdı. Yine de o sofraya bakmak bile doyurmaya yeterdi; çünkü asıl heyecan yiyeceklerde değil, bekleyişin kendisindeydi.Sonra ezan okunur, iki hurma bir çorbayla doyar, o trenin çoğu istasyonda kalırdı. Rahmetli babam da işi şakaya vururdu: “Bu kızı yumurtacıya vereceğim, ” derdi. O zamanlar bu cümle bana biraz ürkütücü gelirdi; sanki kaderim tavukların arasında yazılmış gibi… Meğer babamın latifesi duaya karışmış. Hayatın cilvesine bakın ki yıllar s...