Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ESKİ RAMAZANLARIN SICACIK KOKUSU

Resim
Çocukken oruç tutacağımız zaman annemize tembih ederdik: “Beni mutlaka sahura kaldır!” O sahur sofralarının ayrı bir kokusu vardı; uykulu gözlerle içilen su bile bayram şerbeti gibi gelirdi. İftara kadar yiyeceğimiz ne varsa tren gibi dizerdik masaya; bisküviler, şekerler, çikolatalar,mayalılar … Sanki hepsini yiyecekmişiz gibi. Hepsi uzun bir vagon sırası gibi peş peşe. Bir de tabi yumurta olurdu; ben pek yanaşamazdım, çocukken alerji yaptığı için annem “sen dikkat et” derdi,yasaktı.O yumurta hep trenin içinde ama bana uzak bir vagonda kalırdı. Yine de o sofraya bakmak bile doyurmaya yeterdi; çünkü asıl heyecan yiyeceklerde değil, bekleyişin kendisindeydi.Sonra ezan okunur, iki hurma bir çorbayla doyar, o trenin çoğu istasyonda kalırdı. Rahmetli babam da işi şakaya vururdu: “Bu kızı yumurtacıya vereceğim, ” derdi. O zamanlar bu cümle bana biraz ürkütücü gelirdi; sanki kaderim tavukların arasında yazılmış gibi… Meğer babamın latifesi duaya karışmış. Hayatın cilvesine bakın ki yıllar s...

HAYATIN SESSİZ HEDİYELERİ

Resim
  Ne yazık ki mutlu olduğundan haberi olmayan ne çok insan var… Hayatı hep “bir gün” diye başlayan cümlelere emanet ediyoruz; bir gün rahatlayınca ,bir gün her şey yoluna girince, bir gün daha çok param olunca, bir gün herkes beni anlayınca… O “bir gün” gelene kadar da hayat kapasiten gün gün tükeniyor..Aslında hayat  küçük küçük mutluluklar bırakıyor cebimize. Ama biz büyük banknot beklediğimiz için bozuk paraların kıymetini bilmiyoruz. Sonra bir gün geriye dönüp bakınca anlıyoruz. Meğer hayat, sessizce bizi mutlu etmeye çalışıyormuş. Mesela evladı olan biri… Bazen yorgunluktan şikâyet eder, bazen “Biraz sessizlik olsa” der, bazen kendine zaman ayıramamaktan yakınır. Ama bir düşün… O ses, o koşuşturma, o “anneeee” ya da “babaaaa” diye uzayan sesleniş… Aslında kalbin dışarıdaki yankısı. Bir evladın olması, bu dünyada senden bir parçanın yürümesi… Bundan daha büyük mucize var mı? Ama insanız işte… Mucizelere bile alışıyoruz. Alışınca da kıymetini unutuyoruz. Bir de uzakta o...

HATIRLAMANIN AĞIRLIĞI

Resim
  Ah Sezai Karakoç… Bir cümle söyleyip insanı aynanın tam ortasına bırakan adamlardan. “İnsan, unutmakla maluldür; hatırlamakla insan.” Bak şimdi… Daha cümleyi okurken bile bir şeyleri unutmuş olma ihtimalimiz var 😌 Gel bunu ciddi ciddi değil de, şöyle bir çay koyup konuşur gibi ele alalım. İnsan unutuyor. Ama öyle böyle değil… Anahtarı unutuyor, ismi unutuyor, niye mutfağa geldiğini unutuyor. Kendine verdiği sözü unutuyor. Birine iyi olmayı, birine kızmamayı, bir hayali, bir “bir gün mutlaka”yı… Hatta bazen öyle ustaca unutuyoruz ki, “Ben zaten hiç öyle biri değildim” diye kendimizi ikna ediyoruz. Ama Karakoç tam orada durduruyor bizi: “Dur” diyor, “Unutmak senin arızan, hatırlamaksa insanlığın.” Çünkü hatırlamak kolay değil. Hatırlamak biraz can yakıyor. Hatırlamak, “Ben bunu neden yapmıştım?” diye kendinle yüzleşmek demek. Hatırlamak, “Ben aslında böyle biri olmak istemiyordum” demek. O yüzden unutmak cazip. Hafif. Konforlu. Vicdan dostu (!) Ama hatırlamak… İşte o biraz ağır. B...

GÖKYÜZÜNE BAKAN YANIMIZ

Resim
"Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk; hiçbir yere gitmiyor.” Edip Cansever bu cümleyi kurarken insanın kalbine ince bir sızı bırakıyor.. Çünkü çocukluk gitmez… Biz geçeriz. Zaman boyumuzu uzatır, sesimizi değiştirir, kelimelerimize ağırlık,hayata sorumluluk katar. Hayat, cümle aralarımıza suskunluklar yerleştirir. Ama çocukluk, olduğu yerde kalır. Gökyüzü gibi… Ne hesap sorar ne yolumuza çıkar; sadece oradadır. Ne zaman başımızı kaldırsak, ne zaman içimiz daralsa, ne zaman bir şeye safça sevinsek, sessizce hatırlatır kendini. Kadın ya da erkek, yaş kaç olursa olsun; insanın içinde, büyümemekte ısrar eden bir çocuk vardır. Ve o çocuk, insanı hayatta tutan en gerçek şeydir.. İnsan büyüyünce çocukluğunu geride bıraktığını sanıyor. Oysa çocukluk, eski bir şarkı gibi hiç beklemediğin anda çalmaya başlıyor. Bir toprak kokusunda, ıslandığın yağmurda , çok mutlu olduğun anlarda … Fırından alınan sıcak ekmekte bile var çocukluk. Poşeti taşırken gururlu, ekmeği düşürür müyüm diye hafif endi...