Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KENDİ SESİNE YOLCULUK

Resim
  Herkes kendi hikayesini konuşur.. Ve çoğu zaman anlattığı şey sen değilsindir. Kendi hikayesini anlatır, kendi masalını süsler, sonra da senin buna inanmanı ister. Ses tonu ikna edicidir, cümleleri tanıdıktır. Ama sen  artık masal dinleyecek yaşta değilsindir. Çünkü bilirsin: İnsanlar başkalarını değil, çoğu zaman kendilerini anlatır. Bir kitapta okumuştum. Altını çizmedim ama zihnim çizdi zaten. “Başkalarının söylediklerini kişisel alma.” Ne kadar kolay söyleniyor, değil mi? İnsanlar bazen sana bir cümle söyler. Ama o cümle seninle başlamaz, senle de  bitmez. O cümle; onların çocukluğundan, korkularından, yarım kalmış cümlelerinden, bastırılmış hayallerinden damıta damıta  gelir. Ve sonra… sana giydirilir. Bir bakmışsın, hiç sana ait olmayan bir elbise üzerindesin. Omuzları dar. Rengi sana yakışmıyor. Ama “üstünde duruyor” diye herkes yakıştırıyor. Bazı insanlar seni gördüklerinde seni değil, kendilerini hatırlar. Kimi senin suskunluğunda kendi...

BİBLİYOTERAPİ

Resim
  Dünya bazen üstümüze fazla gelir. Faturalar birikir, trafik sıkışır, birileri kalbimizi kırar ya da en kötüsü; canımız hiçbir şey yapmak istemez ,her şeyi dert ediniriz. İşte tam bu anlarda, modern tıbbın henüz tam keşfedemediği ama kadim bilgelerin bin yıldır bildiği o sihirli tedavi devreye girer: Bibliyoterapi. ​Yani Türkçesiyle; "Kitapla iyileşme." ​ ​Düşünsenize, bir eczaneye giriyorsunuz ve eczacı size şunu diyor: "Sizin durumunuz kronik bir varoluşsal sancı gibi görünüyor. Günde üç öğün, tok karnına ikişer bölüm Sabahattin Ali okuyun. Eğer sızı geçmezse gece yatmadan önce bir doz Oğuz Atay eklersiniz, biraz 'tutunamazsınız' ama sonunda mutlaka iyi gelir." Hayatın hızı başınızı mı döndürdü?" Günde bir doz Tanpınar yazıyorum. Zamanın nasıl genişlediğine, o meşhur "ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında" arafına hayret edeceksiniz. Yan etki olarak evdeki saatleri geri kalmış sanabilirsiniz, korkmayın. "Platonik aşk sanc...

ZİHiNSEL MİNİMALİZİM

Resim
 Geçmişin sadece hatırlamaktan zevk aldığın kadarını düşün.” Ne kadar da kibar bir uyarı aslında… Çünkü geçmiş dediğin şey, açıldığında her zaman güzel kokular yaymıyor. Bazı anılar var, hatırlayınca kalp yumuşar; bir kahve buharı gibi. Bir de var ki, zihne üşüşür üşüşür de “Ben niye bunu yine açtım?” dedirtir insana. Biz genelde tersini yapıyoruz. En çok can yakan sahneyi seçip, en yüksek sesle oynatıyoruz kafamızda. Yönetmen biziz, oyuncu biziz, seyirci de… Üstelik film hiç bitmiyor. Oysa hayat, “tekrar” tuşuna basılacak bir dizi değil. Hatırlamak bir davetiye değil; istersen açarsın kapıyı, istemezsen kapalı kalır. Kişisel gelişim denen şey bazen dağlara tırmanmak değil; eski defterleri usulca kapatmayı öğrenmektir. “Bu anı bana ne kattı?” diye sorabilmek… Katmadıysa teşekkür edip yoluna devam etmek. Her hatırayı sırtında taşımak zorunda değilsin. Bazıları valize değil, çöpe gider. Evet, dramatik ama gerçek. Geçmişi sadece tadını aldığın kadar düşün. Gülümsetenini al, öğretenini...

EVLENİNCE DÜZELİR YANILGISI

Resim
  Geçenlerde bir haber okudum, içimde uzun süre dinmeyen bir sızı bıraktı. Psikolojik sorunları olan bir genci ailesi “evlilik iyi gelir” düşüncesiyle apar topar güzel bir kızla evlendirmiş. Ama kız ilk gün para ve altınları alıp kaçmış; genç ise bu acıya, bu kırılışa dayanamayıp intihar etmiş. Haberi okurken hem üzüldüm hem düşündüm… Aile çocuğunun durumunu bilmiyor muydu? Onu koruması gerekenler nasıl olur da böyle bir riski fark etmez? “Evlilik düzeltir” diye umut ederken aslında evladını daha büyük bir uçurumun kenarına ittiklerini nasıl göremezler? İşte bu yazıyı yazma sebebim tam da bu; çünkü bazı gerçekleri konuşmazsak, aynı acıların yeniden yaşanmasını daha çok duyacağız.. Evlilik, iki yarımın birleşip tam olması değildir; iki tam insanın yan yana durmayı seçmesidir. “Seninle tam oldum” diyenlere sakın hemen inanmayın; çünkü kendi başına tamamlanamayan biri, başkasını da yarım bırakır.Yarım bir insanın aşkı da yarımdır, dayanıklılığı da,evliliği de … iki yarım birleşirse ...